Puan vermedi·135 syf.····Okunma: 17 Mayıs 2003 00:00 Miguel de Cervantes – Don Kişot
İlkokul yıllarında, daha “Don Kişot” demeyi bilmeden “Don Kilot” diye telaffuz ederek okuduğum bir kitaptı. O zamanlar yalnızca kitap okuyarak aklını kaçırmış bir adamın değirmenlere saldırmasını anlamaya çalışıyordum. Hikâyeyi komik buluyordum ama arkasındaki derinliği fark edecek yaşta değildim.
Oysa bugün dönüp bakınca, Cervantes’in yalnızca bir macera anlatmadığını görüyorum. Don Kişot, hayal ile gerçek arasındaki gerilimi temsil ediyor. Okuduklarıyla dünyayı yeniden kurmaya çalışan bir zihnin trajikomik hikâyesi aslında. Değirmenlere saldırması yalnızca bir sahne değil; insanın kendi idealleri uğruna gerçeklikle çatışmasının sembolü.
Sancho Panza ile kurduğu ilişki de ayrı bir denge unsuru. Biri idealizmin, diğeri pragmatizmin sesi. Bu iki karakter arasındaki diyaloglar, kitabın felsefi omurgasını oluşturuyor.
Çocukken eğlenceli bir serüven gibi okuduğum bu eser, büyüdükçe anlamı genişleyen bir klasik hâline geliyor. Belki de bazı kitaplar erken yaşta okunur; ama gerçekten anlaşılması için zamanın geçmesi gerekir. Don Kişot tam olarak böyle bir eser.