·376 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ocak 2022 08:55 Selam arkadaşlar. Bugün size kitaplığımdaki en sevdiğim ilk beş eserden biriyle geldim. Hem hikayesi hem de dili ile o kadar etkileyici bir eserdi ki.
Kitabımız 1. Dünya Savaşı'ndaki yokluk ve sefaleti, zor şartlara maruz kalmış sıradan bir ailenin hikayesini anlatıyor. Sıradan diyorum çünkü ülkenin büyük çoğunluğu aynı sıkıntılar içinde. Hikaye Karadeniz'de geçiyor. Temel Reis ve Şakire'nin altı çocuğu vardır. Yemen'de yedi sene savaşmış olan Temel Reis, tam rahata kavuştum derken 1. Dünya Savaşı başlar ve daha yetişkin bile sayılmayan oğlu Ali ile cepheye gönderilir. Ve acı dolu günler başlar.
Savaş denilince bu zamana kadar hep cephede yaşanan olayları, şehit ve gazilerimizin kahramanlık mücadelelerini okuduk, dinledik. Onlar ne kadar etkileyici ve damarlarımıza milli duyguları aşılasa da, bu savaşların bir de arka planı var. Arka taraftaki halk, savaşın yıkıcı etkileri, yokluk ve hastalıklarla boğuşuyor. Yetim kalan binlerce çocuk, çocuklarına bir tas çorba veremeyen, bir tane ilaç bulamayan çaresiz anneler.
Bu kitap benim anneliğe karşı bakış açımı daha da genişletti diyebilirim. Savaş kavramını yeniden öğretti bana. O annenin çaresizliği, açlık yüzünden kaybettiği evlatlarına duyduğu acı. Şakire annenin büyük mücadelesini satır satır hayranlıkla okudum. Anne değilim ama empati yaparak acaba ben olsam burada ne yapardım diye defalarca kez düşündüm. Sanki o evin bir köşesinde bütün olanları sessizce ağlayarak seyretmiş gibi hissediyorum kendimi. Kitap hakkında yazacak o kadar cümlem var ki, önceliği hangi kelimelere vereceğimi şaşırıyorum.
Bu incelemeyi yazarken çok duygulandığım için kapanışı zor yapacağım. Eğer bu kitabı okumadıysanız mutlaka ama mutlaka bir şans verin. Beğenmeme şansınız yok buna garanti verebilirim. Ölmeden önce okumanız gereken kitaplar arasına ekleyin lütfen.