"Aramakla bulunmaz, bulanlar arayanlardır"
Maksat Bayezid-i Bestami'yi haksız çıkarmak elbette değil fakat ne zaman ki hikayesini okumayı büyük bir istekle beklediğim, büyük bir yazarın kitabını, aramaktan vazgeçince buldum.
Şizofrenik bir fırtınanın hayatını alabora ettiği birinin hikayesi. Belki de 'Öteki'nin hikayesi. Böyle bir hikayenin satırlara nasıl yansıyacağı şahsi merakımın temayül yoklamasıdır bu kitap.
Bazı eserler vardır okurken yahut okuduktan sonra, filmi çekilse keşke bunun, dediğimiz. Hatta daha da ileri gidip, bugüne kadar neden filmi çekilmemiş, diye gerekçeli cevaplar aradığımız. Tam olarak o düşünceyi hafızaya sokan bir kitap.
Aklınızda o kadar net sahneler, oyunculuklar ve kurgu vardır ki, anlatabilmek için ancak yönetmen olmanız gereklidir. Ayrıca ismiyle de müsemma harika bir başyapıt.
İlk 50 sayfa sonunda düşüncelerim bunlardan ibaretti, okumaya devam ettikçe de aynı düşünce ve hayaller katmerlenerek devam etti.
Suç ve Ceza yahut Karamazov Kardeşler gibi derin, uzun soluklu ve aynı ihtişama sahip bir eser beklemek haksızlık olur ama psikolojik tesiri, hikaye ve anlatımı bakımından aynı etkileyiciliğe sahip. Son cümleyi okuyup bitirince yine gözler uzaklara dalıyor yine kahramanı yakından tanıyor ve yine usuldan usuldan "olmasaydı sonumuz böyle" diye mırıldanıyorsunuz.
Kırmızı Pazartesi'deki cinayet beklentisine benzer bir durum hakim esasen. Okunduğu anda sonunun nereye varacağı tahmin edilebiliyor. Buna rağmen heyecanından bir an bile vazgeçmeden okumaya devam ettim.
Bu kitaba dair inceleme yazma fikri yoktu aklımda; ne zaman ki Attilâ İlhan şiiri okudum, benim yerime karar verdi inceleme yazmaya. Zannediyorum -şimdilik tıbbi bir tanı gerektirmese de- Attilâ İlhan da benim şizofrenik fakat bana bile görünmeyen şair arkadaşım.
Haddim olmayarak tavsiyede bulunayım son olarak. Dostoyevski'nin belli başlı kitaplarını okumayın sayın okurlar, Dostoyevski'nin bütün kitaplarını okuyun.
Keyifli okumalar.