Bu kitaptan çıkardığım en büyük ders, geçirdiğimiz günün son günümüz olduğunu bilsek ve bu yüzden paranoyaklık etsek bile, çok dikkatli bir insan olmadığımız sürece beklediğimiz senaryoların dışındaki herhangi dikkat etmediğimiz bir senaryonun bizi öldürme ihtimalinin çok yüksek olduğudur. Kitap aşırı büyük beklentilerle başlamazsanız gerçekten güzel. Okurken birçok kez "Ben bugünün son günüm olduğunu bilsem ne yapardım?" diye sorguluyorsunuz ve bu kitabın can alıcı yanlarından birisi. Kitaba sonunu bilerek başlasanız da Mateo ve Rufus'un o sona nasıl ulaşacakları, son saatlerini nasıl değerlendireceklerini okumak ve onların hayatlarından dersler çıkarmak insana farklı bakış açıları kazandırıyor. Adam Silvera, kitaba serpiştirdiği tatlı detaylar ve yan hikayelerle kalbinizi ısıtmayı ve sizi duygulandırmayı başarırken kitabın her bir sayfasına daha çok kapılıyor ve bu iki genç adamın son günlerini bir de kendiniz değerlendirmek istiyorsunuz. Bizim gibi zamansız ölümlerin varlığını kabullenmiş insanlar için insanın yirmi dört saatten az kaldığını bildiği ömrünü dolu dolu geçirme ve ölümü için hem kendini hem de sevdiklerini hazırlama çabasını okumak çok ilginç ve merak uyandırıcı olsa gerek diye düşünüyorum.