·296 syf.····Okunma: 28 Mayıs 2022 18:36 18. yüzyılda yaşamış olan Denis Diderot, bilginin yalnızca üst tabaka kesimin erişebildiği bir ayrıcalık oluşunu daima eleştirmiş ve yoksulların kendi hakkını savunabilmesi, köylü ve işçilerin cehaletten kurtulması yolunda daima mücadele eden önemli bir kişilik olarak tarihteki yerini almıştır. Birçoğumuz onu, içerisinde her türlü bilgiyi barındıran meşhur ansiklopedinin editörü olarak bilir.
Bazı kaynaklarda Kaderci Jacques ve Efendisi'ni yazma fikrinin, 1749 yılında yazmış olduğu "Körler Üzerine Mektup" yüzünden hapse girip, özgürlüğüne kavuştuktan sonra da en yakın arkadaşı olan Melchior Grimm'le kutlama yaparken, Grimm'le bir kayıkçı arasında geçen konuşmadan sonra oluştuğu belirtilmiş. (Bu bağlamda Alfa yayınlarının çıkarmış olduğu 'Hayır' serisi içerisinde yer alan, her okuyucuya hitap eden, Denis Diderot - Cehalete Hayır kitabını tavsiye ederim.)
Kitabın içeriğine gelecek olursam, okurken yorulduğunu, yarım bıraktığını ve parçalı anlatımdan dolayı sevemediğini belirtenler oldu. Aslında bunun nedenlerinden biri de okuyucuyu aktif kılmayı hedefleyen bir yapıt olmasıdır diyebilirim. Diderot burada belirli bir olay örgüsüne bağlı kalmadığı gibi, pasif bir okuyucuya hitap etmiyor. Dolayısı ile, okurken mücadele edilmesi ve okuyucunun da etken bir rol üstlenmesi gerek.
"Nasıl karşılaşmışlardı? Herkes gibi tesadüfen. Adları neydi? Ne önemi vardı ki?" diye başlayan romanımız aslında başından sonuna belirtildiği üzere bir antiromandır. Geleneksel roman sınırlarının dışına taşan bir anlatıma sahip olan bu karşı roman günümüzdeki ilk modern roman olma özelliğini taşır. (Her ne kadar Diderot'nun bizzat kendisi bu bir roman değildir diye belirtmiş olsa da. :))
Kitabın ilginç yanlarından biri de; bahsi geçen 'Jacques ve Efendi'sinin aralarında yer değiştirmiş olmalarıdır. Aslında Efendi uşak, Jasques ise efendi konumundadır. Burada da çok ince bir eleştiri var aslında, Diderot sadece kendi seviyesindeki aydın kesimle görüşen ve alt kesimi küçümseyen biri değildir. Kendini halk insanı olarak görmeyenleri eleştirir. Kitapta da ana karakter efendi değil, uşaktır.
Kitap boyunca Jacques'in aşk öyküsü sürekli bölünür ve yazar burada okuyucuya beklentisinden dolayı meydan okur. Jacques'in aşk hikayesi de dahil, anlatılan hiçbir hikaye olağanüstü unsurlar barındırmaz. Hatta yazar ilerleyen sayfalarda okuyucuya: "Sizin yaptığınız abuk sabuk şeyleri takma adlar altında yazmak benim için çok eğlenceli." diyerek sıkıcı bulunan gündelik yaşantının da ne kadar ilgi çekici olabileceğine dair bir vurguda bulunmak istemiş olabilir diye düşündürdü bana. Ve tabii ki geleneksel romana karşıt duruş sergilemesi de temel bir neden.
Tüm bu hikayelerde keşişlerin, rahiplerin iki yüzlülükleri, ilişkilerde haksızlığa uğrayan kadınların tavırları ve bu tavırlara karşı yazarın gösterdiği bazı empati içeren yaklaşımlar, seks olgusu gibi unsurlar barındırmakta. En bariz olanı ise Jacques'in verdiği kaderci/deterministik cevaplar ve bu cevaplara sorgulayıcı eleştiriler yapılması. Diderot her ne kadar aksi gibi görünse de determinizme nükteli göndermeler yapar.
Benim için okuması son derece keyifli bir kitaptı, okurken mücadele etmekten keyif alan herkese tavsiye ederim.