Genelde her zaman yaptığım gibi kitabı tanıma hikayemden bahsedeceğim ama bu kitabı okumamın bir ahım şahım bir hikayesi yok denilebilir (“Her zaman merak ettiğim bir kitaptı”,”Bu yazara bayılırım” gibi). Bu kitaba başlamamın sebebi Netflix’te son zamanlarda aşırı derecede belgesellere sarmış olmam ve “Don’t F**k with Cats” adlı belgeseli izledikten sonra insanlarda bu şöhret merakının ne kadar ileri gidebileceği hakkında düşünürken ve internette gezerken bu kitapla tanıştım. Hiç düşünmeden ve yorumlarına bakmadan ilgimi çektiği için aldım.
Kitabın konusuna gelecek olursak adıyla her ne kadar “sen aslansın, yaparsın” tarzı üniversitede okuduğu bölümden alakasız olarak yaşam koçluğuna soyunmuş kişilere ait bir kişisel gelişim kitabı gibi görünse de aslında kimsenin özel olmadığını, sadece herkesin özel olma ihtiyacı olduğunu gösteriyor ve bu olguyu irdeliyor. (Bu arada bu kitabın yazarı hakkında da bilgi sahibi değilim, bu yazar da okuduğu bölümden bağımsız bir iş yapıyor olabilir, sonuçta kim yapmıyor ki? En azından ağacı, taşı kucaklatıp kuantum fiziğini alt üst etmiyor diyelim).
Kitap bir araştırma kitabı tarzında yazılmış. Eskiden anti-konformizm olarak görülen bireyselciliğin günümüzde nasıl konformizm haline geldiğinin cevabını irdeliyor. Herkesin asi olmaya soyunduğu bir dünyada kurallara uyan kişi asıl asi olmaz mı? Peki eğer herkes özelse bu aynı zamanda herkesin özel olmadığı anlamına gelmez mi? Yazar tüm kitap boyunca bu argümanı inceliyor ve bu özel olma isteğinin neden ve nereden geldiği ile ilgili fikirlerini belirtiyor.
Herkes özel olduğunu hissetmek ister. Günlük hayatta özel olduğumuz anlar çoğumuzun olmuyor fakat internete girdiğimizde kendimize özel bir dünyaya da adım atmış oluyoruz. Sevdiğimiz dizi ve filmlerin fandomları, düz dünyacılık gibi çılgın fikirlerin ortaya atıldığı komplo teorileri grupları, tarikatlar, dini gruplar ve daha fazlası. Bireysellik o kadar hayatımızın içinde ki kendimiz gibi olan insanları arar olduk. Kendimizi özel olmaya o kadar kaptırdık ki ne olmak istediğimizi unuttuk. Bir şeylerin parçası olmak istedik ve işte buradayız: Kocaman bir kimlik kaybı.
Kitabın sevdiği yanlarına gelecek olursak, benim de katıldığım gerçekleri çatır çatır söylemesi oldu. Çocukları diğer kişilerden ayırmak için konan değişik isimler, realite programlarının aşırı tutması, insanların ünlü olmak için -ya da en azından bir kimlik edinebilmek için- kendilerini internet ortamında teşhir etmeleri, sırf adını duyurmak için cinayet, işkence vb faaliyette bulunan insanlar, tüketim çılgınlığı… Kitap aslında bugün sürekli sorduğumuz “x kişisi nasıl ünlü?” sorusuna gayet güzel bir açıklama niteliğinde olmuş. Bunu yapan bizleriz ve nasıl yaptığımız bu kitapta çok güzel bir şekilde anlatılmış.
Sevmediğim yanlarına gelecek olursak kitap kendini çok fazla tekrar etmiş. Bir olayı okuyorsunuz ve sonra tekrar tekrar ısıtılıp önümüze konuluyor. Okurken bazı yerlerde sıkıldım. Bir diğer sevmediğim özelliği ise yazarın eleştirmek için bazı şeyleri çok fazla eleştirmiş olması ve yer yer ağır eleştirilere yer vermesi. Aynı zamanda kitap 2009 yılında yazıldığı için bazı konularda (MySpace gibi) güncelliğini yitirmiş konumda (ama bunun için yazarı suçlayamam tabi ki)
Kısacası eğer günümüzün bu hızla değişen dünyasını anlamak istiyorsanız okumak için gayet güzel bir kitap. Kitabı okurken kısa bir kendimizle ilgili öz değerlendirme yapabileceğimizi düşünüyorum. Fakat eğer “Bu popüler kültür çılgınlığını nasıl yok edebiliriz?” sorusuna cevap arıyorsanız bu kitap çok da doğru tercih olmayabilir, çünkü yazar da bunu nasıl yapacağını bilmediğini eklemiş.
Kitapta ise yine beğenip altını çizdiğim (aslında sadece post-it yapıştırdığım) yerler oldu ama onları alıntı kısmına ekleyeceğim. Kitabı okumaya düşünen herkese iyi okumalar diliyorum.