·372 syf.····Okunma: 11 Ağustos 2025 00:00 Macar doğumlu Agota Kristof belki de göçmenliği, yurt sorunlarını ve rejim değişikliğini birebir hisseden yazarlardan biri. Doğduğu ülkenin sınırlarını aşarak İsviçre’ye yeni bir hayat kurmaya zorlanan biri. Belki de bu yüzden romanlarını bu temalar üzerine örüyor; unutamayacağı zorluklar.
Eser ikiz erkek kardeşlerin savaş sebebiyle babalarının cepheye gitmesi sebebiyle annelerinin onları anneannelerine bırakması ile başlıyor. Henüz dünyaya yalnızca adım atmış, tanımaya yeni yeni başlamış olan bu ikizlerin yaşamayı öğrenmeye çalışmaları ile devam ediyor. Her zorluk için kendilerini hazırlamak istiyorlar, incinmemek için. Anneannelerin kötü sözlerine üzülmemek için birbirlerine kötü sözler sarf ediyorlar. Sevgisiz kalmamak için birbirlerine güzel sözler söylüyorlar. Yalnızca annelerinin yerini dolduramıyorlar, saçlarını okşamaları akıllarından gitmiyor.
Büyük Defter sanırım okurken en çok etkilendiğim kısımlardan biri. Çocukların hayatı anlayış ve kavrayış biçimleri, karşılaştıkları olaylar okuyucuda büyük izler bırakıyor.
Yazar kurguyu işlerken savaşın izlerini aralara serpiştirerek romanı örmeye başlıyor. Alman işgali sonrası kurtuluş gözüyle bakılan Sovyetler’in şehirlerine girmesi ile başlayıp aslında amaçlarının SSCB temelleri atmak olduklarını çocukların gözünden okuyoruz. Zorla kendi dillerini öğretmek başka dillere izin vermemek gibi çok güzel detaylar ile zamanı ve mekanı bilemediğimiz ilk romanda Macaristan’da olduğumuzu anlıyoruz.
Çocukları tanıyoruz fakat isimlerini henüz bilmiyoruz.
Bu bölümde okumaya tahammül edemeyeceğimiz fakat maalesef kapalı kapılar ardında olabilen olayları anlatıyor yazar. Bazen bu karakterler “işgalci subay” gibi bir karaktere indirgeniyor. Çarpıcılığı arttırmak amacıyla.
Kanıt ile devam ediyor roman. İkinci kitap. İkizlerin ayrılması ile anneannenin yanında kalan çocuğun büyümesine tanıklık ediyoruz. Genç bir erkek oluyor, on sekiz yaşlarına dayanırken ki geçen zaman ana konumuz. Kardeşinin ayrılması ile anneanne evinde kalan kardeşin hislerini büyümesi ile birlikte okuyoruz. Bir yandan da birçok karakter kitabımıza giriyor. Yavaş yavaş kurgu kafamıza oturuyor ve keyifle ilerliyoruz.
Derken… Üçüncü Yalan ve son kitabımız, bölümümüz.
Doğru ile yanlışın karıştığı, oturan parçaları bozduğumuz, tekrar tekrar birleştirmeye çalıştığımız bir kısım.
Yavaş yavaş bir aile krizi çıkıyor önümüze ve anlıyoruz ki yazar bu durumu belli etmeden ince ince işlemiş. Bol bol ters köşelerce neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyoruz ve okuduğumuz her sayfayı sorgulamaya başlıyoruz ki inanılmaz keyifli.
Sayfalar arasında iki kardeşin gözünden de okuyabiliyoruz. Bu da gerçeklik algımızla epey oynuyor. Büyük Defter kadar etkileyici bir bölüm.
Büyük Defter’i sevmemin sebebi yazarın çocuk psikolojisini ve onların düşüncelerini yazıya çok iyi aktarabilmiş. Büyümelerine tanıklık etmek çok hüzünlüydü. Boğazınızda bir yumru, yüzünüzde donuk bir ifade ve diğer tarafta savaşın acımasızlığı, insanların iğrenç davranışları, çocuklara uygulanan her türlü muamele.
İnanılmaz güçlü bir kalem. Cümleler duru, etkileyici olduğu kadar. Çoğu zaman net ve kısa cümleler var fakat ağırlığını anlatmak mümkün bile değil.
Son zamanlarda bu kadar geniş bir kurgu okumamıştım. İnce ince işlenen savaş kalıntılarına hayran kaldım. Tekrar tekrar okunmayı hak eden bir eser. Kendimce birkaç not alıp çok da ileri olmayan bir tarihte okuyarak karşılaştırma yapmak istiyorum.
Çünkü yazar öyle bir kurgu yazıyor ki sonunda halen neleri doğru anladınız neleri oturtturdunuz emin olamıyorsunuz. Bir sonuç olmasına rağmen içini karmakarışık duygular ile dolu, sisli.
Bayıldım.