Puan vermedi·304 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2022 04:42 Merhabalar. Uzun zamandır kitaplar hakkında yazasım gelmese de okumaya devam ediyorum. Genelde ruh halime göre okumayı seviyorum ve ruhum değiştiğinde okuduğum kitabın etkisinden çıkıyorum. Ama bazı kitaplar vardır ki ruhunuz hangi hali alırsa alsın size bir cevap sunabilir. Kirpinin Zarafeti de böyle bir eser olduğu için mazimde ona dair söylenmiş birkaç cümle kalsın istiyorum.
Öncelikle Schopenhauer’un kirpi ikileminden bahsederek başlayalım anlatmaya. Soğuk kış günlerinden birinde havanın donduruculuğundan korunmak için bir araya gelen kirpiler, talihsiz bir sorunla karşı karşıya kaldı. Uzak durduklarında soğuktan donacak ama yaklaştıklarındaysa ısınmanın bedelini iğne darbeleriyle ödeyeceklerdi. Schopenhauer’a göre bu iki uç arasındaki uygun mesafeyi yakalayabilenler mutludur. Bana göreyse iğne darbelerinin bile acı bir hazzı vardır. Kirpinin dikenleri altındaki zarafeti göreceksem, iğnelerin ucundaki küçük kan damlaları beni geri döndüremez. Mutluluğu ya da en azından mutsuz olmamayı önemseyenler ise bu hazza hiçbir zaman sahip olamaz. Elbette bana göre. Kim kime, neden Schopenhauer’u seçtin diyebilir ki?
Kitap; dünyanın geri kalanından uzak durmak isteyen, rahat kalmak için entelektüel kişiliğini herkesten saklayan, kirpi dikenlerinin arkasına saklanmış yaşlı bir kapıcı ve yaşıtlarının hatta çağdaşlarının çoğundan zeka olarak ileride olan fakat aynı şekilde bunu saklayan, intihara meyilli küçük bir çocuk arasında geçiyor. Birbirinden habersiz bu iki gizli cenneti apartmana sonradan taşınan Japon beyefendinin bir araya getirmesiyle kitap elinizden bırakamayacağınız bir kıvama geliyor. Okurken içerisinde Proust’a da Eminem’e de rastlayabileceğiniz, toplumsal dinamiklerin ve sınıfların acımasızlığını görebileceğiniz, zekanın ve gizliliğin dayanılmaz alayını ince ince ruhunuzda hissedebileceğiniz altın bir metin keşfedilmek için sizi bekliyor.
Karakterler o kadar kusursuz oluşturulmuş ki birçok noktada empati yapmamak imkansızlaşıyor. Dünya üzerinde sevileceğinize olan inancınız kırıldı mı hiç? Ya da kalan hayatınızı yalnız geçireceğinizi anladığınız bir an oldu mu? Tüm dünyadan nefret ederken, iğnelerinizi kuşanırken, tek bir dokunuşla çırılçıplak kaldığınız oldu mu? Ve her şeyin tersine döneceğini düşündüğünüz an, en değerli hazinenizi kaybettiniz mi? Herhangi birini yaşadıysanız, beni ve kitabı anlamak için okuyabilirsiniz.
Bin iğne darbesi alsa da, kendi kanında boğulsa da, sevmeye devam edenlere… İyi okumalar.
“Sonunda kendi kendime hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum. Fazlasıyla umutsuzluk. Ama aynı zamanda, güzel bir-iki an.”