#okuduklarımdan
Emily Brontee'nin ölümünden bir yıl önce tamamladığı romanındaki karakterlerin hayal ürünü olmadığı, çevresindeki gerçek kişilerden izler taşıdığından bahsediliyordu kitapla ilgili verilen bilgilerde. Kitabı bitirince olabilirliğine inancım daha da arttı. Yaşadığı dönemde kadın yazar ve şairlere hoş gözle bakılmadığı için, erkek ismi kullanarak şiirleri yayınlamış, iki kardeşten birisi olan Emily Brontee ilk ve tek romanı olan eserde belki de kendi hayatından kesitleri bu şekilde anlatmayı uygun görmüştür diye düşündüm.
Catherine ve Heatcliff'in aşkla nefret arasında gidip gelen çalkantılı yaşamının anlatıldığı eserde Catherine’in babasının bir akşam, yanında küçük bir çingene çocuğu olan Heatcliff'i getirmesiyle başlıyor hikaye. Bu iki çocuğun aralarında kurdukları dostluk, yıllar sonra güçlü, takıntılı ve marazi bir aşka dönüşüyor. Heatcliff'in getirildiği evde Catherine ve babası dışındaki herkes tarafından aşağılanması ve sevgisizlik, pırıl pırıl bir insan olabilecekken, takıntılı, duygusuz, ve intikamdan başka bir şey düşünmeyen kötü biri haline dönüşmesini sağladı.
Bana göre yaşam denen olgu, gelecekte ne olacağını bilemesek bile bizim seçimlerimizle şekilleniyor. Sevgiyi mi seçiyoruz, sevgisizliği mi? Kötü bir insan olmayı mı seçiyoruz, yoksa kötülük gördüğümüz insanları bile şaşırtacak kadar iyi biri olmayı mı? Intikam peşinde koşan biri olmak ve vaktimizi boşa harcamayı mı seçiyoruz, ya da tüm insanlığa faydalı olabilecek işler yapmayı mı? Tüm bu sorulara verdiğimiz cevaplarla şekillendirdiğimiz hayatımız da, bunun karşılığını veriyor bize.
Olayın kurgusu, karakterlerin ince ince işlenişi, olayların başından beri içinde bulunan kâhya kadın Mrs. Dean ve kiracı Mr. Lockwood tarafından en ince ayrıntılarına kadar anlatılması sürükleyiciliği artıran öğeler arasındaydı.
Sevgi, kin, nefret, intikam, tutku ve marazi bir aşk hikayesi. Öğretileri, alt mesajları ve herhangi bir yerinde kendinizi de bulabileceğiniz yalın ve akıcı çevirisiyle sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı. Tavsiye eederim.