·190 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Haziran 2011 00:00 marcel ayme. bu isme ayrı, apayrı bir parantez açmak gerekir. o yüzden başka bir fasla bırakmak gerekiyor yazarı.
romanın başkişisi raoul cérusier bir gün işi gereği evrak teslimi için banka memuresine fotoğrafını uzatır ve memure "sen benimle dalga mı geçiyorsun" dercesine bir bakış atar.
her şey burada başlar ve çok gariptir, burada biter.
fotoğraf kendisine ait değildir.
hayır, fotoğraftaki adam raoul'un ta kendisidir ama aynadaki bambaşka bir adamdır.
satırlar ilerledikçe tüylerin gerilmesi başlar. soluksuz bir anlatım, müthiş dil beceresi ve muazzam bir zeka örneğiyle, okuyucuyu direkt kitabın içine hapseder. romanın sonunu beğenmeyen okuyucuların ayme'den nasıl bir beklenti içinde olduklarını tam kestiremiyorum. çünkü olası en iyi sonla biter roman. aynı gustav meyrink'in muhteşem eseri golem gibi. salt, fantastik sevdiğiniz için okumayın, okuyacaksanız eğer. kaldı ki marcel ayme çoğu yapıtında olduğu gibi iğreti surat'ta da fantazyayı -o kendine has fantezisiyle- kurguya dahil ediyor ve öyle muhteşem bir karışım elde ediyor ki, fantastik bir kitabı, toplumsal gerçekçiliğin doruklarına ulaştırıyor.
kendimize şunları sorabiliriz kitabı bitirdikten sonra:
1- dış görünüşümüz istediğimiz, zevk aldığımız biçimde değişseydi ne olurdu?
2- üzüntünün, kasvetin, mutsuzluğun tek sebebi düşüncelerimiz değil midir?
3- imrendiğimiz hayatlara sahip olduğumuzda bu imrenme duygusu, yerini, ruhumuzun derinliklerinde yavaşça beliren iğrenmek duygusuna bırakmaz mı?
der ki,
“demek bir kişinin yüzü ile ruhu arasında gerçekten birtakım uyuşmalar, uzlaşmalar varmış, birbirine işlermiş, birbirinin aynası olurlarmış."
ne yazık ki baskısı bulunmamakta, fakat nadirkitap yahut kitapyurdu gibi sahaf ruhunu taşıyan sitelerde bulunabilir.