·416 syf.····Okunma: 08 Temmuz 2022 00:53 "𝕾𝖊𝖓𝖎𝖓 𝖟𝖆𝖆𝖋𝖎𝖓 𝖔𝖑𝖒𝖆𝖐 𝖎𝖘𝖙𝖊𝖒𝖎𝖞𝖔𝖗𝖚𝖒, 𝕾𝖊𝖆𝖓 𝕶𝖊𝖓𝖉𝖗𝖎𝖈𝖐."
"𝕭𝖚𝖓𝖚𝖓 𝖎𝖈𝖎𝖓 𝖈𝖔𝖐 𝖌𝖊𝖈, 𝕻𝖚𝖈𝖐."
"Akrep Yarışları", yurt dışında özellikle başka kitaplarıyla ünlü olan Maggie Stiefvater'ın seri olmayan "fantastiğimsi" kitabı. Fantastiğimsi dedim çünkü bu kitap fantastik tek bir öge barındırıyor bu yüzden ona direkt bir fantastik kitap demek çok zor.
Bu tek fantastik öge de bazı mitolojilerde geçen "su atı". Galiba benim cahilliğimden böyle bir efsane bilmiyordum önceden ama kitabın sonunda yazarın notlarında okudum. Su atları, etobur, denizlerde yaşayan, özellikle kasım aylarında görülen, insanlar tarafından deniz dışında yetiştirildiklerinde normal bir attan daha hızlı koşan, güçlü, yakışıklı adalı erkek kılığında kadınları cezbedip denize çeken ve onları yiyen bir hayvanmış. Kitapta yazar bazı kısımları değiştirmiş, örneğin şekil değiştirmiyorlar ama kendilerince bir sihirleri var. Diğer şeylerse aynı, oldukça vahşiler ve ıslah edilmeleri zor. İnsanları ve diğer canlıları öldürüyorlar, fırtınalı günlerde dehşet saçıyorlar.
Konusuna gelecek olursam kitap, bu atların başrolünde olduğu bir at yarışına giden süreci anlatıyor. İki ana karakterden de gidişatı izliyoruz -ki ben böyle anlatımları severim. Bir adada yaşayan ana kızımız Puck (Kate Connoly), ebeveynleri su atı saldırısında ölmüş ve abisi ve erkek kardeşiyle kıt kanaat geçinen biri. Bir tane sıradan atı var, onun da adı Kumru. Bir gün abisi Gabe, adadan ayrılıp anakarada yaşamaya karar verdiğini söyleyince abisinin gitmesini engellemek için "Akrep Yarışları"na katılacağını söylüyor. Daha önceden bunu planlamadığı için ne yapacağını bilmese de sözünden dönmemek ve abisinin gidişini engellemek için yarışlara hazırlanmaya başlıyor. Sorunu şu ki şu ana kadar yarışlara hiç bir kadın yarışmacı katılmamış, bu yarışlarda her yıl katılımcılar ölüyor ve yakalanan su atları onun ödeyemeyeceği kadar yüksek fiyatlara satılıyor. Ve biz de Puck'ın kendi sıradan atıyla bir kız olarak cinsiyetçiliğe uğradığı halde yılmadan hazırlanışını okuyoruz. Sean Kendrick ise ana erkeğimiz. Kendisi üst üste 4 kez bu yarışları kazanmış, Corr isimli bir su atıyla. Kendisi Corr'u bir canavar olarak görmekten çok öte, bir su atını ehlileştirmeye en yakın kişi. "Su atlarına fısıldayan adam" diyebiliriz onun için. Ama kendisi aslında bir at çiftliğinde seyis sadece. At da çalıştığı adanın en zengin adamına ait. Ve onun şımarık oğlunun başına açtığı dertleri görüyoruz.
Bana konusu oldukça farklı ve güzel geldi. Okurken de keyif aldım. Yazarın kendine has bir anlatımı var. Betimleme ve benzetmeleri okurken böyle bir yerden yakalamayı nasıl başarmış, diye düşündüğüm çok oldu. Ama sular seller gibi çabucak okunur, çerezlik diyebileceğim bir anlatımı da yok. Kurgusu da oldukça yavaş ilerliyor ve aksiyon bakımından çok hareketli diyemem. Çok fazla harekete gerek duymayan biri olarak ben bu durumu sevsem de herkesin hoşuna gitmeyebilir.
Ayrıca yavaş gelişen tek şey konu değil, kitaptaki aşk da öyle. "Slow burn" diyebileceğimiz tarzda ama "slow"u var "burn"ü yok. Kitaba fantastik beklentiyle başlamamanız gerektiği gibi yoğun aşk beklentisiyle de başlamamalısınız. Kitabın ana gayesi aşıkları kavuşturmak değil. Aşk ikinci planda bile değil ama yine de karakterleri yakıştırıyor ve seviyorsunuz.
Sadece ana karakterleri de değil hemen her karakteri sevdim. Hepsi de kendine has ve eğlenceliydi.
Kitapla ilgili sevmediğim tek kısım sonunun fazla hızlı oluşuydu. Yaklaşık 400 sayfalık kitabın 30 sayfasında aşk, 10 sayfasında yarış ve 5 sayfasında falan da sonuçlanmayı gördük sanki. Sonu bence güzel bitse de bazı şeylerin daha açık olmasını isterdim, biraz daha uzun sürebilirdi, aşkı, dostluğu ve kardeşliği tadabilirdik.
Bir sorun da mantıken kafama takıldı, yarışları defalarca kazanan, fazladan bir de seyislik yapan bu Sean nasıl bu kadar fakir olabiliyor ve bunlar tam olarak hangi tarihlerde gibi yaşıyor? Çünkü araba var, Amerika'dan bahsediliyor, insanlar at biniyor, gazetecilik var turizm var... Günümüz değil ana çok eski de değil gibi, aynı zamanda da bizim dünyamızda gibi. Biraz daha açıklama isterdim.
Yarışlarda ölümlerin oluşu ve turistlerin bunları izlemeye gelmesiyle "Açlık Oyunları"ndan, deniz-tuz-esinti-ölüm dörtlüsü ve hissettirdiği karanlık deniz havasıyla "Tuz ve Keder Evi"nden, kardeşlerini korumak için ortaya atılan kız konusuyla "Dikenler ve Güller Sarayı"ndan bir şeyler bulabildim ama açıkçası okuduğum hiçbir kitapla pek alakası yok ve orijinal. Bu yüzden durgun ve tamamıyla fantastik olmayan tek kitapları sevenlere yazarı sevenlere önerebilirim ama benzer bir referans kitap veremem sanırım...