Basil Hallward ünlü bir ressamdır ve romantik bir şekilde hoşlandığını itiraf ettiği Dorian'ın muhteşem bir portesini çizer. Dorian portreye bakınca gerçekten de kendi formunun ne kadar güzel olduğunu görür ve kendi formu yerine zamanın portredeki adamı değiştirmesini diler. Bir şekilde bu dilek tutar.
Bu kitap sadece romandaki karakterlerin psikolojik incelemesiyle değil kurgusunun orijinal konusunun getirdiği felsefi problemle de incelenmeyi hak ediyor bence. Hatta benim ilgimi daha çok çeken noktası bu oldu. Ruhumuzu gerçekten görebilseydik -ondaki iyiliği kötülüğü ve değişimi- ne olurdu?
Öncelikle ruh dediğimiz şeyi tanımlamak gerekiyor. Ruh bence en azından bu kitapta kullanılan anlamıyla zihnimizin bütün kalıplarının - duyular, duygular, düşünceler- toplamıdır. Peki biz bütün bu kalıpları görebilsek ne olurdu?
Birçok spiritüel öğretinin de önerdiği gibi zihnimizin kalıplarının farkına varmak , onun işleyişini anlayıp onu kontrol edebilme yetisi kazanmak çok önemli bir erdemdir. Kitapta da adeta Dorian'a aydınlanmış bir kişinin ömrünü harcayarak kazandığı bir meziyet hediye ediliyor , bütün zihinsel kalıplarını görebilmek. Dorian bu aydınlanmaya hazır olmadığı için kendi egosunu nevrotik bir şekilde savunma dürtüsü hissediyor ve bu portreyi kimsenin girmediği bir tavan arasına kilitliyor. Nevrotik değil de olgun bir savunma geliştirseydi ve portreyi görmezden gelmek yerine onu kabul edip o portenin yaratacağı fırsatları değerlendirseydi çok daha farklı bir son olurdu. Benim ilgimi çeken son da bu.
Kitapta da bahsedildiği gibi "Bize en çok zulmedenler kaynağı konusunda kendimizi en çok kandırdığımız tutkulardır. En zayıf dürtülerimiz tabiatından haberdar olduklarımızdır."