Puan vermedi·96 syf.····Okunma: 16 Temmuz 2022 01:40 Kuşkesen
Yücel öztürk’ün 2021 yılında yayımlanan,okurken hikâye kahramanlarının acısını,sevincini yüreğinizin ta derinliklerinde hissedeceğiniz enfes bir hikâye kitabı.
Kitap içerisinde hikâye anlatıcısı kısmı olmak üzere totalde 7 hikâyeden oluşuyor.
HİKÂYE ANLATICI
Aziz hoca yaşı geçkin emekli bir öğretmendir.Gençliğinde meslek hayatı boyunca sınıflar dolusu-kendi tabiriyle- anlatmış,dizleri tutmaz olup tekaüde ayrılınca anlatma meziyeti büyük bir ahvâle bürünmüş.Nedir bu ahvâl? Mecburiyet.Anlatmazsa yokluğa düşermiş,öyle diyor Aziz hocamız.Eski dilin rüzgârına kapılıp giden Aziz hocamız,yeni nesil olarak pek anlamasakta,cümlelerini ve dahi kelimelerini çok güzel seçerek kullanmış.
KUŞKESEN
Okurken kahramanın acısını içinizde hissettiğiniz,nasıl kurmaca bir metin bu kadar gerçekti olabilir ya da bu ben diyerek kendinizi bulduğunuz harika bir hikâye.Gözlerimin buğusunda saklayacağım özel bir hikâye olarak kalacak hatırımda.Adını ilk defa Öğretmenimiz kitabı okumamız için bize önerdiğinde duymuştum.Garibime gitmişti Nasıl yani kitabın kahramı kuş mu kesiyordu? Evet,kuş kesiyor lakin bildiğimiz capcanlı, uçan kuşları değil;Tahtadan, kendi elleriyle ailesinin her bir ferdi için yaptığı kuşlardı bunlar.Neden kağıttan değil,kumaştan değil de tahtadan? Çünkü kuşun ruhuna en yakını ağaçtır,ağacın ruhu da en çok tahtaya sinmiştir de ondan.O ailesini kuşlara benzetmeyi seçti çünkü feleğin başına saldığı dertleri yalnız bir kuş uçurup götürebilirdi uzaklara.Kendilerine benzeyen bir kuş…
-Albatros kuşu
Hayatlarının çoğunu açık denizlerde geçiren “açık deniz kuşları” olarakta bilinen Albatroslar,yalnız ailelerini görmek,beslemek ve güvenliklerini sağlamak için karaya çıkarlar.Kahramanımız işte bu kuşu kesmişti babası için.Onun için baba demek tuz kokusu demekti.Evin her yerine sinen,onun bir dahaki gelmesine kadar gitmeyen kokuydu baba.
-Su çulluğu kuşu
Kısa bacakları ve uzun,kuvvetli gagaları vardır.Vücudunun bazı kısımlarında benekleri,gözleri boyunca uzanan koyu bir çizgileri vardır.Annesiydi bu kuş.Çektiği hasreti kimseye belli etmeden az az yaşadığı içindi benekler,babası yokken aileye sahip çıkıp bir araya topladığı içindi uzun ve kuvvetli gagalar.Çektiği derdi tek başına sessiz sedasız sırtladığı içindi gözleri boyunca uzanan koyu çizgiler…
İşte bu yüzdendi annesine kestiği kuş su çulluğu.Çünkü yükü en sessiz analar çekerdi,kimsenin bilesi yok.
-Hüma kuşu
Çoğu kez cennet kuşu,talih kuşu,devlet kuşu olarak da adlandırılan,görünmeyecek şekilde yükseklerde uçan asla yere değmeyen kuştur Hüma kuşu.Tıpkı anneannesi gibi.
Ölüm bir eve girince bir can alır ama diğerlerini de yarıcan bırakırmış.Yarıcandı anneanne,ondandı cenneti haketmesi,sonsuz sabrındandı talih kuşu olması.
-Arı kuşu
Sesi berrak,tatlı,rengarenk kanatlı,küçük mü küçük bir kuş türüdür Arı kuşu.Kız kardeşinin aynısıydı.Ona bu kuşu kesmişti.Cıvıl cıvıl, evin tüm kasvetini ve hüznünü bir andan silip atan minik bir Arı kuşuydu kardeşi.Hiçbir şeyden haberi olmayan,dert ve kederin lügatında yeri olmayan sevimli bir kuş.
-Angut kuşu
Diğer yabani türlerin aksine evcilleştirilebilen,kendilerine özgü bir yaşam tarzı benimseyen kuşlardır.Babası hep Angut derdi ona ama kötü anlamda değil,kendine has bir kişiliği olduğu için.Uysal,sakin bir çocuk olduğu için.
Böyle düşünerek kesmişti işte kuşlarını.Okurken sıradaki kuşun ben olmamı çok isteyerek okuduğum bir kitaptı.
Ben hangi kuş olurdum acaba?
HÜSNİYE’NİN KAŞLARI
Herkes gibi Hüsniye’nin de iki kaşı vardı ama Hüsniyedekiler kaştan çok çektiği kederin,hasretin tek tek telleriydi.Herkesin yüreğinde biriken dert onun kaşlarında birikmişti.Belki geçer diye söküp atmıştı kaşlarını lakin dert kaşlarda değildiki.
“Erken giden bir babadan arta kalan dünya zaten baştan başa gurbet değil miydi?” Diyerek gurbet bilmişti dünyayı kendine.Küçük yaşta babasını kaybetmiş,annesiyle ortada kalmıştı Hüsniye.Cenazeye gelen teyze uçağa,dayı arabaya,amca ve hala mirasa yetişmek için gelmişti.Ölüm zaten neydiki onlar için, aman tek ölen senin baban mı diyecek kadar vicdansızlıktı onlar için.kimsenin acısı kimsenin içini yakmadı,insanlık artık buydu çünkü.Ölüm eve girmiş kalan sağlarıda biraz öldürmüştü.Hüsniye senelerce çektiği hasreti on parmağıyla kaşlarını ovup,silkeleyerek atmak istemişti ama bilemediki ölüm kabullenmeden giden bir şey değildi…
KIRMIZI
Göz yaşlarımı tutamadığım bana göre de kitabın en hüzünlü öyküsüydü.Ölümlerin en gururlusu ve en şereflisi:Şehitlik… Vatanını korumak için canından vazgeçen şerefli bir kurmaca kahramanın arkadaşının bakış açısından yazılmış naif bir öykü.Geride kalanların hüzünlü bir gururu büyüterek geçirdiği ömrü o kadar güzel anlatmış ki yazarımız her satırına bir damlamı bıraktım.Hikâyede ki güzel imgelere de kalbimin bir parçasını bıraktım desem sanırım abartmış olmam,o kadar anlamlıydılar ki durup düşündüm bir zaman. En özelide kınalı saç ve portakal kokusu.Sanki kaderini biliyormuş gibi hayatını en coşkulu ve en hızlı şekilde yaşamış Murtaza.Cesaretine,vatan sevgisine,ailesine olan bağlılığına,hayat enerjisine hayranlık duyduğum bir kahraman olarak hatırlayacağım Murtazayı ve kırmızı öyküyü.Savaşın dünyaya kök saldığı gibi barışın da dünyaya kök salıp kimilerini mezara kimilerini kahıra sokan durumun son bulması dileğiyle.
YAKI
Kitabın içeriğindeki diğer öykülere kıyasla farklı ve garip bir öyküydü.Dil açısından daha sade ve düzdü.Konu olarak ise batıl inançların,hurafelerin -kişi inanmasa-bile bilinç altına işleyip insanı nasıl paranoya ederek mahvettiği üzerinde durulmuş.Farklı bi konusu olduğu içinde düşündürücülük seviyesi diğer öykülere göre daha fazlaydı.Hoş ve sıradışıydı.
ALTINCI PARMAK
Kitabın altıncı Öyküsü olan altıncı parmak,Uluslararası ve ulusal alanda ödül almışmış bir öyküdür.
Adını öykünün başkahramanı olan Mustafa’nın denk geldiği bir olaydan almaktadır.altı parmaklı,altıncı parmağı nenesinin onunla büyüyünce dalga geçerler diye bir iple boğularak düşmesini bekleyen bir bebektir olayın mazlumu.Aslında altıncı parmak bizimde bir ip geçirerek boğmak istediğimiz duygularımız.Beş tanesini zor zapt ederken altıncıyı kendimize yük etmemiz ya da bize yetersiz gelen beş duyudan belkide yeterli olan tek duyu.Hoş ve ince mesajlar veren içinde naif bir aşk duygusunuda işleyen güzel bir öyküydü.
YADIMA DÜŞTÜN
Ermeni işgali yüzünden yurtlarında ayrı düşen Karabağlıların hüzünlü öyküsü.Savaş… Gözü iktidardan başka bir şey görmeyen insanların yarattığı katliam. yıkılan nice yuvalar,nice evler;gözü yaşlı kadınlar,çocuklar,analar… Bu öyküde de vatanlarına tekrar geri dönme umuydu ve kendilerinden haber alınamayan ailelerinin diğer fertlerine duyulan özlemi o kadar ince işlemişti yazar yüreğimin tellerini titrete titre çekti tezenesini.
-Her bir hikâyesi bin anlam yüklü bu kitabı okurken ne gözümden yaş,ne yüreğimden hüzün,ne de aklımdan düşünce eksik oldu.Çok şey kattı.Belkide oturup bir insanla ettiğim sohbetten daha yararlı bir kaç saat oldu benim için.Netice sahbette bir hayatı bilecektim şimdi ise onlarca hayatı bildim,anladım.
Bu öykü yorumlarımı görür mü bilmem yazarımız,ama benim için çok keyif aldığım bir süreç oldu.Yazarımıza sonsuz teşekkürler.
Öğretmenim olmasa sanırım sadece okuyup geçecektim.Belki buraya da bir şeyler yazarsın, diye bana öncü olduğu için çok teşekkür ederim.Okumak kadar yazmakta ufkumu genişletti.Ayrıca bu özel kitabı sayesinde imzalı bir şekilde aldığım için en büyük teşekkürü asıl Alim hocama borç bilirim.Eminim buralarda bir yerlerde analizimi bekliyordur.Siz belki umursamadan yukarı çekip geçersiniz ama o her cümlesini özenle okur,sonsuz düşünceye dalar.