·176 syf.····Okunma: 15 Temmuz 2022 12:45 Mevki Uygarlığı, İthaki Yayınevi’nin Bilimkurgu Klasikleri serisi için çıkarmış olduğu 71. kitabı ve benim bu seride okuduğum 31. kitap oldu. Kitabın yazarı Robert Sheckley 1928 New York doğumlu, 1946 yılında orduya katılmış, 1946-48 yılları arasında Kore’deki BM Barış Gücü’nde yer almış ve ilk öyküsünü 1951 yılında satmış. Arka kapakta yazarın elli yıllık yazarlık kariyerine onlarca kitap ve yüzlerce öykü sığdırdığından bahsedilmiş, eserlerine göz attığımda açıkçası daha önce hiçbirine denk gelmediğimi gördüm. Yazarın okuduğum bu ilk eserinden yola çıkarak yazım tarzının kolay anlaşılır, akıcı ve eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Mevki Uygarlığı’nı okurken bir bilgisayar oyununa başlamış gibi hissettim, sanki geçmişinizi hatırlayamadığınız bir aksiyon RPG’de karakter geliştirmekte olduğunuzu hissettirir bir havası var.
Kitabın kapağındaki illüstrasyonda sol tarafta elinde tabanca olan bir bireyin önündeki merdivenin basamaklarını çıkmak için ilk basamağa hamle yaptığı, sağ tarafta da aynı görüntünün baş aşağı simetrik halinin bulunduğu görülüyor. Kitabın ismi ile bir arada düşününce “mevki basamakları silahla çıkılır” gibi bir mesaj veriyor.
Kitap konusu itibarıyla spoiler vermeye müsait olduğundan, düşüncelerimi kısaca kitabın içeriğine çok fazla değinmeden yazacağım, ama dileyenler bu noktada okumayı bırakabilir.
Kitabı esasen iki kısma ayırabiliriz. İlkinde gözlerini Mahkum 402 olarak açan ve geçmişini hatırlamayan kahramanımız Will Barrent, suçluların ömür boyu hapse sürüldüğü bir ceza kolonisi olan Omega gezegeninde kendini-geçmişini keşfetmeye çalışırken, olağanüstü yetenekleri ve cesareti ile bu gezegendeki ölümcül hiyerarşinin üst basamaklarına tırmanıyor. İkinci kısımda ise Omega’da elde ettiği beklenmedik destek ile, suçun bulunmadığı ve görünüşte bir ütopya olan Dünya’ya gizlice dönerek, Omega’daki mahkumlar için Dünya’ya bir kaçış yolu keşfetmeye ve bireysel geçmişinde açıkta kalan noktaları netleştirmeye çalışıyor.
Kitabın konusunda bilim kurgu külliyatından gördüğüm çok sayıdaki benzerliklerden bazılarını; geçmişini bilmeyen adam ve mutanta ziyaret sahnesiyle Total Recall filmini, herkesin birbirinin kopyası ev ve yaşam tarzlarına sahipliği-tek tip hayatlar sürülmesi-sanat eserlerinin artık göz önünde bulunmaması ile Equilibrium filmini, iyi bir vatandaş olarak koşullandırmanın yer aldığı nice kitabı-filmi sıralayabilirim. Zaten belli miktarda bilimkurgu okuduktan/izledikten sonra ister istemez birbirine benzerlikleri-ortak içerikleri gözüne batıyor insanın. Bu kitap da yazım yılı itibarıyla kendisini takip eden muhtelif eserlere esin kaynaklığı yapmış olabilir.
Kitabın özellikle Omega gezegeninde geçen ilk kısmını daha çok beğendim. Bu kısımda işlenen, suçluların anılarının silinerek ömür boyu hapse mahkum edildiği, üstelik gezegenin çetin koşulları sebebiyle nüfus kontrolünün gerekli olduğu, buna bağlı olarak Omega’nın eski sakinlerinin yeni gelenleri elemek adına kurdukları abes kanun sistemi-av oyunu-arena dövüşleri heyecanla okutuyor kendini. İkinci kısımda ise, hem kitabın kahramanının hem de okuyucu olarak bizim son derece sınırlı bilgiye sahip olduğumuz Dünya’nın nasıl bir yer olduğunu görüyoruz. Her şeyin mekanize ve otomatik olduğu, istikrarlı, görüntüde her şeyin ideal olduğu, ancak gelişime kapalı bir toplum yaşıyor. Yazar bu kısımda da iyi iş çıkarmış olmakla birlikte, ilk kısımdaki yüksek heyecan ve tempoyu burada sürdürememiş. Daha çok bir keşif süreci söz konusu. Beni biraz hayal kırıklığına uğratan konulardan birisi, ana karakterimiz Will Barrent’ın Omega’da sergilediği olağanüstü nişancılık ve silahşörlük yetkinliklerinin kaynağının açıklanmamış olması. Açıkçası bir gezegen dolusu suçlunun arasında hızla yükselmesine imkan tanıyan bu yeteneklerinin, hatırlayamadığı geçmişinde bir yerlerden kaynaklanmış olması, en azından kas hafızasında bir yerlerde bu yetkinliklerin bulunmasına sebep olacak bir Dünya geçmişinin olması yönünde beklentim vardı. Kitapta bunun makul bir açıklamasına rastlamadım.
Son olarak kitabın “Dünya” kısımda bir komünizm eleştirisi de varmış gibi hissettim. Sınıf farklarının ortadan kaldırıldığı şartlar altında her şeyin birbirinin kopyası olduğu, yeni yaratıcı eserlerin yapılamadığı, sanatçıların geçmiş sanat ürünlerini kopyaladığı, yazarların geçmişte yazılmış kitapları güncele uygun yeniden kaleme aldığı, mesleklerin neredeyse tamamen edilgen olduğu, yeni buluşların yapılamadığı-patentlerin alınamadığı, fabrikalarda yüzlerce yıl aynı ürünlerin üretildiği ve üretilmeye devam edeceği bir kurgu konulmuş ortaya. Herkesin aynı imkanlara sahip olduğu bir dünyada ilerleme olmaz gibi bir hava var. İlaveten sınıf farkı ortadireğe sıkışmış olsa da, vatandaşların yine de kendilerini alt-orta, orta-orta, üst-orta gibi altkırılımlarda gördüğünü, dolayısıyla ne olursa olsun sınıf farkının tam olarak ortadan kaldırılamayacağı mesajı da inceden inceye vermiş. Yazarın diğer eserlerini okumadım ancak kendisinin II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ordusunda görev almış biri olması ve kitabın yazım tarihi –1960- Soğuk Savaş dönemine denk gelmesi de göz önünde bulundurulunca komünizme eleştirel mesajlar vermesinin çok şaşırtıcı olmadığı düşüncesindeyim.
Sonuç olarak Mevki Uygarlığı’nın hızlı okunabilecek keyifli ve aksiyon dolu bir kitap olduğunu söyleyebilirim, tavsiye ederim.