·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mayıs 2017 18:25 George Orwell'in klasiklerinden 'Hayvan Çiftliği'ni okumamış olmak beni hep huzursuz ediyordu.
Gelmiş geçmiş en iyi romanlardan biri olarak görüyorum Hayvan Çiftliği'ni. Söylenecek fazla bir şey yok aslında hemen alınmalı ve okunmalı. Zaten elinizden bırakamadan birkaç saat içerisinde bitireceğinizden eminim. Bıraktığı kesif tat ise yıllarca çıkmayacak aklınızdan.
Çarlık devrimi, sosyalizm ve Stalin dönemine sert bir eleştiridir Hayvan Çiftliği. George Orwell, sadece o döneme ait bir eser yazmamış aynı zaman ilerleyen yıllarda düzenlerin nasıl şekilleneceğini ve sistemin nasıl bir yol bulacağınıda görmüş, kitabını ona uygun olarak şekillendirmiştir. Kitap o zamanlarda yaşanmış kokuşmuş düzeni, adaletsizliği ve ayrımcılığı çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı zamanda günümüzden de bir çok ortak noktayı görebiliyorsunuz. İşte bu Orwell’ın ileri görüşlülüğünü bize yansıtıyor. Diktatör yönetimlerin nasıl işlediğini ve nasıl başladığını, olgunlaştığını Hayvan Çiftliği’nde çok net anlıyorsunuz. İnsanların çok büyük yalanlarla kandırıldığı, sosyalizm adı altında yapılanları çok net özetleyen Hayvan Çiftliği, bazı çevrelerce tam da bu yüzden çok fazla sevilmez, eleştirilir. Fakat bu kitap mutlaka ama mutlaka okunması gereken kitaplar listemizin ilk onu arasında yer almalıdır.
Okurken kitabın her sayfasında domuzlara daha çok sinirlendim. Aynı günümüzde olduğu gibi sinirlenip sinirlenip hiçbir şeyi değiştirememenin verdiği çaresizlikle. Kitabı okurken bu hissi birebir vermesi, yazarın ne kadar mükemmel bir betimleme ve anlatımla bize hikayeyi sunduğunu gösteriyor. Özellikle çok anlamsız bulduğum bir toplumsal gelenek var. Herhangi bir siyasetçinin, liderlik yapmış birinin, komutanın ya da benzeri kimsenin ilahlaştırılması ve sürekli olarak büstlerinin heykellerinin yapılması. Bu konu ile ilgili sert eleştirileri çok beğendim kitapta. İnsanların anlamsız bir şekilde her ne olursa olsun körü körüne inanmaları, biat etmeleri, sorgulamamaları ve dokunulmaz yaparak araştırmamaları bana bu dünyadaki en korkunç şey gelmiştir hep. Herhangi bir konuda bile salt iyi ve salt kötüyü bulmak için çaba sarfetmeden körü körüne inanmaları ürkütmüştür beni. Kitapta ki koyunların yaptığı gibi sorgusuz sualsiz mutlak itaat ile inanmaları ve savunmaları, aslında günümüz dünyasındaki milyarlarca insanın yaptığı ile aynı. Değişen hiçbir şey yok.
Kitabın hızlandırılmış bir özetine değinecek olursak eğer; bir çiftlikte hayvanlara çok iyi davranmayan çiftçi, hayvanlar tarafından alt edilir. Çiftliği hayvanlar ele geçirir ve herşey ilk başta çok güzel görünür. Hayvanlar birbirlerine “Yoldaş” diye hitap ederler. Kendilerine yasalar koyarlar.Belli bir zaman sonra çiftliğin sahibi çiftliğini almak ister. Hayvanlarla savaşır çiftçi ve kaybeder, hayvanlar bir kez daha kazanmıştır. Fakat olaylar gelişir ve işler değişmeye başlar. Domuzlar yasaları değiştirmeye başlarlar. Yaratıcı fikirleri olan domuzları kovarlar. Kaba kuvvet ile işleri çözmeye başlarlar. Tüm yönetim onlardadır, diğer hayvanlar sadece birer işçidir. Ama sorulduğu zaman cevap bellidir; “Bizler sizin iyiliğiniz için buradayız…” Çok tanıdık geldi değil mi?