·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Temmuz 2022 18:08 Bu kez baştan değil sondan başlamak istiyorum çünkü kitabın son cümlesine geldiğimde kendi kendime dedim ki: “vay be” gerçekten insan elinde olan şeylerin değerini kaybettikten sonra anlıyor peki ya elinden alınan şeyin ne olduğunu bilmezse? İşte o zaman içindeki neyi aradığını bilmeyen, arayış içindeki benliği mahvolur. Onlar kitap düşmanı bir toplumdu ve sonları pek hoş bitmedi, bitmez de çünkü okumayan, okuyanı kınayan ve kitaplara öcü gibi davranan insanlar hiçbir zaman mutlu olamaz. Evet biliyorum abarttığımı düşünüyorsunuz, kitapların herhangi bir sihri ve gücü yok ki diyebilirsiniz o zaman size sayfa 105’ten bir alıntıyı aktarayım, “kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türüydü yalnızca. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde.” Evet sihir kitapların söylediklerinde peki kitapları kim yazar? insanlar… evet kitapta bir tür insanları oyalama işine girişen bir devlet var, konuşmalarına izin verilmiyor. Okula giden çocuklar hep birlikte toplanıp film izliyor ya da spor yapıyor. Ha bir de birbirlerini öldürüyorlar çünkü devletin dediğine göre herkes eşit doğmaz ama eşit hale getirilir. Bu yüzden herkes cahil iken bir kişinin kitap okuması pek hoşlarına gitmez, yakarlar… tüm kitpları, tüm yaşanmışlıkları geçmişi ve geleceği yakarlar. Çünkü bilirler geçmişini bilmeyen bir insanın geleceğine yön veremeyeceğini. Amaçları da budur zaten, insanların geleceğini elinden almak, iktidar sahibi olmak.
Bu distopik dünyayı okurken inanılmaz korktum ve hatta gece boyu kitapsız bir dünyanın kabusunu gördüm çünkü kitpların insanlık için ne kadar önemli olduğunu kitabı okurken anlıyorsunuz. Kitabın beni korkutan bir başka tarafı ise çok tanıdık gelmesi… aynı 1984 kitabı gibi çok tanıdık gelmesi… insanlar düşünmüyor ve düşünmelerine izin verilmiyor. 1984 kitabında düşünmek yasaktı ama bu kitapta yasak değil, bilinçli bir düşünmeme hali var ki bu hepsinden daha korkunç! Düşünmeyen bir insan ancak ölü bir insan olabilir çünkü ancak insan düşününce kavrar, farkına varır ve öğrenir. Ki zaten bu insanların birer ölüden farkı yok. Ama bu kitabımızın hikayesinin geçtiği dünyada maalesef düşünmüyorlar ve düşünmelerine izin de verilmiyor bi bakıma, hatta şu satırlar ile açıklayabilirim: “ Düğme nin yerini fermuar alır ve insan şafakta giyinirken düşünmeye, felsefi düşüncelere dalmaya ve dolayısıyla da melankolikleşmeye ayıracak bir saat bulamaz olur.” Işte bu yüzden itfaiyeciler yangını söndürmek yerine yangın çıkarmaya çalışırlar çünkü bu insanlar okuyup da bir şeylerin farkına varsın istemiyorlar. Mesela siyasi görüşleri sadece adayların kılık ve kıyafetine göre oluşuyor çünkü siyasetin ne olduğundan haberleri yok, bir nevi at gözlüğüyle yaşıyorlar. Çok tanıdık ve tuhaf… Dünya’nın bir yerlerinde okumaya gönderilmeyen çocuklar var… ve okumaya izin vermeyen din adamları… işte bu yüzden kitabı okurken kitaplarınıza sarılıp başka bir dünyaya kaçmak istersiniz çünkü korkarsınız, geleceği pek olası olan bir felaketten korkarsınız ve belki de sonunuz/sonumuz korkak bir Bay Fraud olur.
Ama insan her çağda her zaman diliminde her yaşta insandır, merak duygusunu yaşama hevesini asla kıramazsınız çünkü yaratılışı budur. Kitabımızda düşünebilen bir grup da yer alır ve bu grub'un “dışı serseri, içi kütüphane” :) evet, “ama insanın muhteşem tarafı budur; sil baştan yapmaktan vazgeçecek kadar umutsuzluğa veya tiksintiye kapılmaz asla… çünkü böyle yapmanın önemli ve yapmaya değer olduğunu çok iyi bilir.”(syf 181) der yazarımız. Ve ne de güzel özetler insanı…
Kitap okurken sık sık karşılaştığım bir soru ise canımı çok yakar, “peki bu kitaplardan ne öğreniyorsun” sorusu sanki bu kitaptan bizim dünyamıza fırlamış birer itfaiyeci ve sanki içimizi yakmak istiyorlar…
Umarım bu kitap sadece bir distopya romanı olarak kalır ve bir gün Ray Bradbury haklıydı demeyiz, umarım asla demeyiz.
Sanırım bana en korkunç görünen şey kitap okumama izin verilmemesidir, sadece az bir bilgiyle yetin denilmesidir. Ah ne korkunç olur o zaman hayat, kitapsız, düşüncesiz, duygusuz, bilgisiz bir hayat…
Son olarak kitapta teknolojinin son derece gelişmiş olduğunu görüyoruz ve insanlar o kadar filmler, programlar, ev robotları ve tehlikeli hızdaki arabaları ile meşguller ki asla düşünmeye zaman bulamıyorlar ve sanki bizim İnstagram’da saatlerce reels, ya da bilgisayar başında oturup saatlerce oyun oynamamıza benziyor bu, ne korkunç değil mi? İşte bu benzerliklerden dolayı kitabı okurken korkuyorsunuz.
Çünkü özgür iradenin yok edildiği bir dünya esarettir ve insan her zaman özgürlük arayışındadır…