Kitap hakkındaki düşüncelerim biraz karışık.
Belki Türkiye'de yaşamak, belki özel hayatım gereği Martin Eden'ın hikayesi gerçekten kendimi bağdaştırabileceğim şekilde başladı. Martin adlı gencimiz, bir alt tabaka ve kendini geliştirip sınıf atlarsa sevdiği kıza layık olarak mutlu olabileceğini düşünüyor. Ama sonunda okumak ona mutluluktan çok huzursuzluk getiriyor.
Jack London'ın kitapta yaptığı sosyal eleştiriler güzel olsa da bana kitabın sonu biraz havada kalmış gibi geldi. Zaten bir ayda ağır ağır okuduğum kitabın son seksen sayfasını bir günde falan bitirdim. Sonu çok hızlı gelmiş kitabın ve bu sırada Jack London bir iki detayı kaçırmış sanki.
Martin Eden okuyup öğrendikçe kendini içinde büyüdüğü tabakdan soyutlamaya başlar ve onları cahilliklerinden dolayı hor görür. Ama üst tabakada da hayal ettiğini bulamaz. Sonunda depresyonuna (ve şahsi tahminimce tükenmişlik sendromuna) gömülerek ölür. Jack London kendisi bir sosyalist olarak Martin'in bireyciliğini eleştirmeye çalışsa da, görünüşe göre bunu pek beceremediğini itiraf etmiştir.
Kitabın sonundan memmnun olsam da bana göre bazı taşlar tam yerine oturmadı. Martin'in sonunda o işçi pikniğine gitmesi ve "ait olduğum yer burasıymış" diye düşünmesi ama sonra sanki bunu hiç düşünmeiş gibi eski haline dönmesi falan. İki kez başlayıp yarım bıraktıktan sonra bu defa bitirebildiğime memnunum ama tekrar okur muyum emin değilim.