·90 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Ağustos 2022 22:35 (Başlık hakkında: Taklit yerine parodi kelimesini tercih edecektim lakin uykunun hiç de gülünç olmadığı aksine gayet ciddi bir mesele olduğu kanaatine vardım.)
Kitaba gelecek olursak: Kısa. Etkileyici. Ölümvari.
Kolay okunuyor doğru ama üzerine düşününce kolay sindirilmiyor. Kitabın belki de ölüm korkusunu işlediği gerçeğiyle karşı karşıya kalmış olmam bunun büyük nedeni.
Ölüm ve uyku arasında ezelden beri benzerlikler olduğu konuşulur. İkisinde de gözlerimiz kapalı diye mi? Gülünç, hayır elbette. Tamamıyla "bilinç" ile ilgili bir durum bu bence. Biliçsizlik belki de. Uykuda da ölümde de ipler bizim elimizde değil çünkü. Peki buna nasıl direnilir? Ölümden uyumayarak kaçabilir mi bir insan ya da uykusuzluk bir insanı daha dinç, daha genç kılar mı kitaptaki karakterimiz gibi?
Karakterin; yaşlanmaya karşı bir direnç gösterdiği, kocasının görünüşüne olan tavrından ve annesi gibi görünmek istemediğinden dolayı bedenine çok dikkat ettiğini söylemesinden anlaşılabilir. Hatta ve hatta çocuğuna karşı tavrı da bu yöndedir. Büyüyünce onu eskisi kadar sevemeyeceğini bile itiraf eder. (Bunun çocuğun kocasına benzemesi ve büyüdüğünde onun da kendisine karşı kocası gibi tavır takınacağını düşündüğünden olduğunu söylese de ben böyle ele alacağım olayı.) Yaşlılığa direnç bir nevi ölüme karşı geliş değil midir o halde?
Karakter, gündelik yaşamın benzerlik döngüsünde sıkışmış, bir günün diğerinden farklı olmadığı bir hayat yaşarken, gördüğü karabasanın etkisiyle bilinçdışı bir farkındalığa erişir. Şunun farkına varır o an diyebiliriz: "Eğer bu şekilde yaşayıp gidersem, benim yaşamımın anlamı ne olacak..."
Kitap, başlarda uykusuzluğu karşısında şaşkın fakat bu uykusuzluk durumunu bir o kadar da değerlendiren bir karakter çizer. Zamanla karakterin içsel sorgulamalarına şahitlik ederiz. Uyuduğu her an ömründen giden zamana eştir. Uyumadığı zaman ise zamanın genişlediğini söyler. Genişleyen bir zaman. Sonu gelmeyen bir evren gibi belki de. Sonu gelmeyen bir insan gibi...
Yani, uykusuzluğunun ölüme gösterdiği bir dirençle yahut ölüm korkusuyla bir bağı var mıdır, gördüğü karabasan ona ölümlü oluşunu mu hatırlattı ya da? Net cevap vermek zor buna ama bu yönde bir kaygıya ışık tuttuğu aşikar.
Kitabın sonu da bir arkadaşımın değişiyle ölümden kaçılamıyacağı gerçeğini yansıtır belki de. Arabanın etrafını saran adamlar ecel değil de nedir?