Masal uyarlamalarına bayılıyorum. Özellikle Güzel ve Çirkin favorimdir. Bu yüzden Yalnızlığın Kara Lanetine başlarken aşırı heyecanlı ve beklenti doluydum. Başta olayların ortasına dalış yapınca kafam karıştı fakat sonrasında karakterlere alıştıkça kurgunun yazarın zihninde nasıl güzel işlendiğini gördüm. Yazar kendinden özellikler katmıştı ve bu çok iyiydi. Mesela prens sürekli aynı canavar olmuyordu her dönüştüğünde farklı bir canavar oluyordu. Hoşuma giden daha bir sürü detay var ama spoiler olmasını istemiyorum.
Prens Rhen kibar ama kibirli aynı zamanda aşırı gururluydu. Doğrusu tamamen benimseyebildiğim bir karakter olmadı. Aşırı özgüvensiz olması bunun en önemli nedeni. Ama hakkını vermek gerekir ki çok fazla ölüm görmüş ve çoğu kendi ellerinden olduğu için artık pes etmiş gibiydi. Kendine dair umudu kalmamıştı. Bu duruma aşırı üzüldüm. Sımsıkı sarılasım geldi. Ama kendine meydan okuyarak yoluna devam etmesi gerçekten etkileyiciydi.
Kızımız Harper ise aşırı güçlü bir kadın karakterdi. Hastalığı yüzünden sol ayağına tamamen güç veremese bile bu onu durdurmuyordu. Ata biniyor, ok atıyor ve hançer fırlatıyor. Ona dayatılan hiçbir şeyi kabul etmiyor. Normal bir insan olarak doğmuş olması ruhunun prenseslere layık olduğunu değiştiremezdi. Fakat bazı durumlarda aşırı şüpheci olması canımı sıkmadı değil. Bir insanın aşık olup olmadığını bilememesi bana imkansız geliyor. Mantıksızdı. Belki de bu yüzden aralarındaki çekimi hissedemedim. Bu da beni sinir etti. Prensle aralarındaki iletişim güzeldi ama tutku yoktu. Sanki aşk yoktu. Sadece sevgiydi ve bana yetmedi açıkçası.
Ve Grey. Benim yenilmez kumandanım. İlk defa prens konumunda bulunan birinden daha çok sevdim bir karakteri. Adam çizgisinden bir kere bile çıkmadı ya! Aşırı özgüvenli ve dediğine sadık biriydi. Ona bayıldım
Kitabı tavsiye ediyorum bence bir şans vermelisiniz.