Giriş Yap
144 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Murathan Mungan'dan okuduğum ilk seçki, 2003 yılında basılmış olan Yabancı Hayvanlar adlı bir kitap. Mungan'ın bu toplama öykü kitabına yazdığı önsöz güzel ve aydınlatıcı bilgiler, yorumlarla dolu. Çok eskilerdeki okumalarım ve bir iki haftadır yeniden başlamış olduğum yeni okumalarımda Mungan'ın söylememiş olduğu veya onun tarafından söylenmemiş kalan bir şey olmadığını yeniden görüyorum. Yazarın eserlerini gerçekten inceleyen, eleştiren birileri acaba var mı, ve varsa eğer, vardıysa, bu incelemeler, eleştiriler acaba yazara yönelik beğenilerin ötesine geçebiliyor mu? Murathan Mungan, önsözde öykülerin belli bir sırayla ve ardışıkla kitaba konduğunu söyleyerek şunları dile getiriyor: "bu öyküleri birbirine bağlayan temel şey, bir hayvanın varlığı ve aracılığıyla kendi doğamıza ya da örtülü duran gerçeğimize ilişkin pusuda bekleyen belirsiz bir şeyi dile getirme, hissettirme çabası." Yazar ayrıca birbirinden farklı zamanlarda ve farklı yazarlar tarafından yazılmış olsalar da bu öykülerde bir süreklilik, bir bağ olduğunu söylüyor. Sanki bu yazarlar aynı şeyi farketmiş gibiler: hayvanlar insanlar için bir metaforlar, onların yabani, kötücül ya da hayatta kalmak için çaresizce debelenişlerinde insanın varoluş kaygıları, arzuları, bu uğurda kıvranışları da var. Kitapta Julio Cortazar'dan ve Patricia Highsmith'den 2 öykü yer alıyor. Raymond Carver, Knut Hamsun, Tama Janowitz, J.L. Borges, Ernst Jünger, John Steinbeck, J.D. Salinger , Hemingway gibi yazarlardan da öyküler var ayrıca. Benim açımdan da birazı Mungan'la paralellik göstermek üzere çok etkileyici öyküler vardı: Cortazar'ın küçük korku öyküsü diyebileceğim Yaz adlı öyküsü benzeri görülmemiş bir etki yaratıyor sanki,, Ayakizlerinde Adımlar kitabının güzel kapağını hatırlayan varsa, bu öyküyü hatırlayacaktır aynı anda...o güzel atın başını okşayan o el... Ayrıca Patricia Highsmith'in Su Kaplumbağası, Ernst Jünger'in edebiyat güzelliği Domuz Avı gibi öyküleri çok dikkat çekiyor. Kitapta anlatılan ve yazarın söylediği gibi tematik benzerlikler gösteren öyküler yazarın sözünü etmediği birşey daha gösteriyor: hayvanlar burada da kendileri değiller, sadece ve yalnızca insanlarla olan metaforik anlamda kullanışlılıkları açısından faydalılar. Onların hayatlarının kıymetsizliği, değersizliği, önemsizliğinin bu güzel öykülerde belki bu düşünce hedeflenmeden bir kez daha karşımıza çıkması ne kadar üzücü. Ancak insan kültürü yaratıp ahlâkı genişletip büyütmeye gayret ettikçe hayvanların ve doğanın da bu gayrete, arayışa dahil edilmesi kaçınılmazdı. Eğer tür olarak var olacaksak, gelecekte hayvanların ve doğanın insandan bağımsız, sadece kendileri olarak var olmalarına değer verilmesini öne çıkaracak bir biyotoplum dünyası kurmak (Dr. Steve Best'in tanımlaması bu), kolay elde edilecek bir amaç olmasa bile, yaşanan her şey oraya doğru kaçınılmaz bir gidişat olduğunu da düşündürüyor. Eğer bu meydana gelecekse türümüzün nüfusu bu kadar çok olacak mı? Belki de, hayır. Öykülerdeki karakterlerin uyanışları, hissedişleri, algılarında yarılmalar, değişmelere sebep olmalara yol açan hayvan acılarının, istismarın, yok sayılmanın benim için okuması zor bir şey olduğunu söyleyeyim. Earthlings belgeselini izleyenlerin ne demek istediğimi çok iyi anlayacağına eminim. Bu kadar korkunç, devasa boyutlarda, akla hayale gelmeyecek korkunçlukların, vahşilik ve gaddarlıkların din, inanç, gelenek, spor, eğlence, beslenme, deney ve araştırma adına bu hayvanların gökleri delip geçen ağlayış ve haykırışlarına rağmen devam ediyor olması, insan türü hakkında ne söylüyor bize? Highsmith'in Su Kaplumbağası öyküsü, ya da Ernst Junger'in Domuz Avı öykülerinde karakterlerimizin dünyalarını alt üst eden bu ızdırap şahitliğini bu öykülerin bir nebze de olsa hepimize ulaştırmasını isterim. Yazılanın ötesinde görmek, şahit olmak isteyenler, çok şanslılar ama son derece sansürlü haliyle hayvanlardan istifade, hayvan istismarı, hayvan endüstrisi alanlarında 2 saat bile sürmeyen bir belgesel olarak Matrix'teki mavi hap olayını andırır bir şekilde Earthlings belgeselini izlemeyi göze alabilirler. Kitaba dönersek; Murathan Mungan'ın bu seçkisini son derece beğendim. Okunmasını kesinlikle öneririm. Cortazar okumayı özlediğimi de farkettim bu arada. Ayrıca junger'in kitaplarını okumam da şart. herkese iyi okumalar.