Bir Hoca ve Venediklinin İstanbul'un 17.yüzyılında bulunma serüvenleri diyerek başlasam doğru olur mu bilmiyorum ama elimden benzeyen ikilinin romanı demekte içimden gelmiyor değil.
Okurken Reşad Ekrem Koçu okuyormuş hissi alsam da Orhan Pamuk'un kitaplarında sevdiğim özelliklerden biri de farklı tarihi kaynakları harmanlaması ve bunu tarihin ötesinde bir metin olarak okuyuculara sunmasıdır. Bunu yaparken de kendi hayatının içinden metaforları eklemesi - ki biz bunları kitabın son açıklama kısmından öğreniyoruz- romana çeşitlilik katıp, yazarın yaşam biçimi hakkında fikirler edinebiliyoruz.
Postmodern roman olarak nitelendirilen bu romanda da Livaneli'nin Bir kedi bir adam bir ölümündeki gibi bunu şimdi yazar mı yazdı hoca mı yazdı Venediklimi yazdı ve Sessiz Ev'in Faruk'u mu yazdı diye düşünmeden edemedim. Bir de buradaki handikap ise iki benzeyen kişinin bulunması belki de oturup ikisi yazdı bilemeyiz:)
Romanı okuduğumuz zaman 17.yy İstanbul'unun günlük hayatına dair çok şey öğrenebilirsiniz ve tabii ki tahta küçük yaşta çıkarılan padişah hakkında (edebiyatçılar pek seviyor bu padişahı). Ayrıca bu romanı okuduktan sonra hemen Sessiz Ev'i okumadan edemeyeceksiniz ve Dostoyevski'nin Öteki kitabını.
Kitap çalıntı mı ya da kaba tabir ile araklamamı bilmem ama insan benzerini bulabilir mi bulunca ne yapar peki ya benzerini bulup kendin de onu görüyorsa o zaman şu an ben neyim sorularını sormaya başlayacaklardır ve sorarken bunları aynaya benzeriniz ile bakmayı unutmayın:)