Puan vermedi·240 syf.··
2022 51. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2022 14:28
Bireyin iç dünyası anlayışından 2.kitabım Kitap genel anlamda güzeldi. 1970 tarihli roman, 1930'lu yıllarda İstanbul'da geleneksel tiyatro anlayışı ile oyunculuk yapmayı inatla sürdüren bir orta oyuncunun çileli sanat hayatını ve fırtınalı aşkını anlatır.  Nuran Tiyatrosu idi o ama bütün İstanbul Nahit'in Tiyatrosu derdi. Sonra herkes Nahit'i değil de İbiş'i severdi. Babasıyla beraber izlemişti ilk tiyatro oyununu Nahit ve o günden sonra aklından çıkartamadı tiyatro sevdasını. Bu sevda üzerine ailesini,varlığını,babasını terk etmiş İstanbul'a kaçmış ve tiyatro aşkıyla oradan buraya savrulmuştu. O aslında iyi bir oyuncuydu ama zamanının yakışıklı jön anlayışı yüzünden pek yer edinememişti. O da sonra bir tiyatro grubuna girmiş daha sonra tiyatro sahibinden tiyatrosunu satın almış ve İstanbul'un en çok talep edilen tiyatro grubuna sahip olmuştu. " Nuran tiyatrosu". Tiyatro aşkı Vedia ile evlenmiş bu evlilikten çocukları olmuş mutlu mesut giderken eşinin kıskançlıkları yüzünden ayrılmışlardı. Sonra hayatına Semra girdi siz ona Hatice diyebilirsiniz. Hatice hayatını altını üstüne getirdi Nahit'in. Aslında hayatları zorlukla geçen iki insanın ve bu insanların hayatlarını daha da zorlaştıran davranışları ile karşılaşıyorsunuz kitapta.  Kitap kahramanımız Nahit bahsettiğim İbiş karakterini kendi oyununda farklı ele alıyor ve o zamanın insanları bu İbiş'i daha çok seviyorlar.Yine de az çok anlıyoruz İbiş'in sevdaya ait rüyasını. Ve ben bireyin iç dünyası anlayışını modernizmin  bi tık altı olarak görüyorum sanki modernizm olacakmış ama olamamış gibi çok yakın lakin değil. Tarık Buğra'nın eşi kendisi de bir hikayeci olan Hatice Buğra bu roman için "Türkiye'nin en güzel aşk kitaplarından biri." diyordu . Bence görüşünde haklılık payı çok.. Ve roman şu sözlerle son buluyor : Sahi,başka bıçak yaraları da vardı. Mesela bir zamanlar Vedia vardı ..iki çocuğu vardı .. onlardan ayrılmanın bel büken, diz titreten yürek burkulmaları vardı. Daha da önceleri bir medrese odasındaki aç ve ateşli geceler,paltosuz kışlar,umutsuzluklar,çelmelenmeler, boşa çıkan umutlar vardı. Sonra ,mutluluklar da vardı. Tümen tümen başarılar vardı.  Ama artık hepsi unutulmuştu.  O rüyaları ve kabusları aydınlatan ışık artık yoktu. Çünkü minimini bir kedi yavrusu için "gelsin "demişti. Gelen Hatice oldu ... giden ise her şey ...
İbiş'in RüyasıTarık Buğra · Ötüken Neşriyat · 20211,013 okunma
·
178 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.