Puan vermedi·224 syf.····Okunma: 07 Ağustos 2022 00:00 Bencillik insanı nereye sürükler? İçimizdeki yaşama isteği bizleri körleştiren bir hırsa dönebilir mi? Arzular şeytana bile pabucunu ters giydirebilir mi?
Roman ebedi hayattan sıkılan Şeytan'ın büyük bir oyun için Dünya'ya inmesiyle başlıyor. Hepimizin tanıdığı Şeytan figürü Leonid Andreyev'in yazarlığında özgün bir görünüme kavuşuyor. Romanda ön planda olan duygu Şeytan'ın kibri ve bencilliği. Bunu Leonid Andreyev somut sıfatlarla göstermektense sahneler oluşturarak anlatmayı tercih etmiş. Örneğin Şeytan biriyle karşılaştığında veya bir sahneyi tasvir ederken sadece kendi gördüğünden bahsediyor. Herhangi bir insanın saç rengidir veya kişilik özellikleridir Onun umrunda değilse bahsetmiyor. Aşık olduğu kadının beyaz tenli oluşu dışında bile bir şey öğrenemiyoruz. Aralarında neredeyse hiç diyalog geçmiyor geçse de Şeytan bunlardan bahsetme gereği duymuyor. Evet roman yeni bir Şeytan karakteri vaat etmiyor etmesine ancak sayfalar boyunca akıcı ve tempolu anlatım ile zevkli bir deneyim sunuyor. Eğlenceli ve tempolu bir kitap arıyorsanız tercih edilebilir bir kitap. Yazının bundan sonrası Spoilerlı.
Kitap dört bölüm olarak kurgulanmış. İlk iki bölümü Şeytan'ın dünyaya inişi ve Milyoner kişiliği ile Roma'ya seyahatini ve Roma'da geçirdiği günlerini anlatıyor. İki bölüm boyunca Şeytan insan olmadığını ve asla olmayacağını insan evladına kah aşağılayarak kah överek kah teselli ederek anlatıyor. Asıl hikaye Maria ve Magnus ile tanışmasıyla başlıyor. İronik bir durum olarak Şeytan Meryem'e benzettiği Maria'ya koşulsuzca aşık oluyor. Burada dikkatimi çeken Şeytan'ın Maria'yı aslında zerrece önemsememesiydi. Hatta romanın sonlarında Maria aslında yoktu Ben uydurdum dese inanacak durumdaydım. Maria hakkında Meryem'e benzemesinden ve Şeytan'ın içini yakmasından başka hiçbir şey bilmiyoruz. Maria'yı yalnızca başkalarının anlattıklarıyla tanıyabiliyoruz ki bu anlatılar asla kişiliğiyle ilgili olmuyor. Şeytan'ın bu koşulsuzluğunu kardinalle ve diğer karakterlerle olan sohbetlerinde de görüyoruz. Şeytan kendi yaşamak istediği kişilikten ve durumdan başkasını yaşamak istemiyor. Öyle bir tablo resmediyor ki gerçeğin bundan bir nebze bile farklı olabileceğini aklına getirmiyor. Kendi çizdiği tabloda Maria Onu daima sevecek bir sevgili, Magnus Onun bilge yol göstericisi, Toppi Onun sadık hizmetkarı. Etrafında herhangi bir şey beklemediği gibi giderse de kabahat olarak görüyor. Örneğin Toppi'nin sadık bir dindar haline gelmesini gülünç olarak nitelendiriyor. Magnus'un beklenmedik davranışlarını uhrevi bir bilgelik olarak görüyor. Bu da Şeytan'ı kitabın son iki bölümünde bir yalanı yaşayan ve bu yalanı sürdürmek için var gücüyle çalışan birine dönüştürüyor. Aslında ne Magnus bir deha ve stratejistti ne de Şeytan böyle bir tuzağa düşecek kadar ahmaktı. Şeytan yaşamak istedikleri için koşulsuzca her şeyini ortaya koyarak körleşmeyi tercih etti. Bu da her şeyi kaybetmesine ve bunu en gülünç biçimde yapmasına sebep oldu.
Kitapta Şeytan'ın hikayesini anlatırken araya serpiştirilmiş birkaç küçük hikaye ve üzerine makale bile yazılabilecek güçte cümleler vardı. Tanrı'nın bile insan dilinde söyleyebileceklerinin sınırlılığı, kilisenin olayları işine geldiği gibi ele alması ve yapmalarını iste ama kendin yapma felsefesi. Taslak ve resim ikilemi ve özgürlük üzerine tespitler.
Sonuç olarak Şeytan'ın Günlüğü klasik bir konuyu enteresan bir şekilde anlatma becerisine sahip bir eser. İşbankası baskısının önsözünü ve Leonid Andreyev'in hayatını biraz okuduğunuzda Roma'da Amerikan kıyafetli bir Şeytan karakteri daha da anlam kazanıyor. Bu yönüyle dönemin batı ahlakını ve dönem dünyasını tasvir eden bir eser olduğunu söyleyebiliriz fakat ben bu incelemede daha çok romanın kendi hikayesi üzerinde durmayı tercih ettim.