Puan vermedi·520 syf.····Okunma: 14 Ağustos 2022 02:42 “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu.”
Orhan Pamuk’un etkileyici giriş cümleleriyle başlayan, İstanbul’da aynı isimli müzesi bulunan, ana karakteri Kemal’in uzaktan akrabası olan Füsun’a duyduğu saplantılı aşkını anlattığı romanıdır.
Girizgah kısmını geçtikten sonra, kitabı genel olarak akıcı ve okunması zevkli bulduğumu fakat okurken bazı kısımlarda sıkıldığımı belirtmek isterim. Bana göre kitabın gereksiz uzatılan, defalarca aynı şeyleri farklı şekilde tekrarlayan ana hikayeye çok da önemli bir katkısı olduğunu düşünmediğim kısımlar da mevcuttu. Diğer eleştirdiğim noktalar ise ; biz hikayeyi Kemal’in ağzından birinci tekil şahıs olarak dinlediğimiz için Kemal’e ve onun duygularına, neyi neden yaptığına hakimiz ama diğer karakterlerin duygu aktarımı eksiz kalmış bence. Onların tam olarak ne hissettiğinin net olarak anlaşıldığı düşünmüyorum. Özellikle Füsun’un duygusu bana geçmedi tam olarak ne hissettiğini, Kemal’i gerçekten sevip sevmediği konusunda ikna olamadım. Kısaca Kemal dışındaki karakterleri daha yüzeysel buldum. Bu da bazı kısımlar da kitaptan kopmama sebep oldu.
Özetlersem; Kitaptaki hemen hemen hiçbir karaktere sempati beslemedim, Kemal’in aşkını, sevgisini boğucu ve sağlıksız, karakterleri bencil, hikayeyi de zaman zaman yorucu buldum. Ama bütün bunlara rağmen kitabı zevkle okudum :) Galiba sevdiğim kısmı da bu oldu genelde okuduğumuz kitaplarda, filmlerde özellikle ana karaktere bir sempati ya da empati besleriz onların hikayeleri bizi esere bağlar ya da takip etmemizi sağlar. Bu kitapta benim açımdan öyle olmadı karakterleri benimsemedim ama hikayeyi ilgi çekici ve okumaya değer buldum ve okuduğum kitaplar arasında farklı bir tat bıraktı bende.
Okuduğunuz için teşekkür ederim...