Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 02 Ağustos 2019 19:34 Delilik nedir? Asıl deliler kimler? Sokakta karşılaştığınız insanlar normal midir, deli midir?
Toplumun çoğunluğuyla uyuşmuyorsa görüşleriniz, toplum düzenindeki düzensizliği görebiliyorsanız, buna kayıtsız kalamıyorsanız, bunun için acı çekiyorsanız ve bunu hissettiğinizi dile getiriyorsanız tebrikler delisiniz... Ve her an Altıncı Koğuşa kapatılabilirsiniz.
Kitaplığımda uzun süredir varolan bu kitabı şimdiye kadar nasıl açıp okumadım, anlam veremiyorum. Çünkü kitabı açıp okumam için kapağına bakmam bile yeterliydi... Kirli çarşaflar üzerinde, cenin şekilde yatan bir adam ve ayakta dikilmiş, başka birinin korkunç gölgesi... Kitabın içeriğine bakınca, kapağı ancak bu kadar güzel olabilirdi dedim.
Kitapta bütünüyle anlatılmak istenen, aslında o dönemin Rusya’sında düşünceye, felsefeye verilen değerdir. Kitabın içeriğinin ilgi çekici olmasının yanısıra Çehov’un yalın ve akıcı üslubu karşısında mest olmamak elde değil...
Kitap öncelikle bir akıl hastanesinin doyurucu bir tasviri ile başlıyor. Sonra sırasıyla, altıncı koğuşunda yer alan, beş hasta ( kime göre!) tasvir ediliyor. Kitabı okudukça o hastaların görünüşlerinin betimlenmesinin bile aslında çok şey anlattığını farkettim.( örn.şişman yağ küpüne dönmüş köylü hasta.)
Kitabın bizim için çok önemli iki ana karakteri var. Biri, soylu bir aileden gelen ve eski bir memur olan, otuz üç yaşındaki hasta İvan Dmitriç Gromov.
Dmitriç’in koğuşta bulunmasının sebebi, ciddi bir anksiyete bozukluğu. Sürekli takip edilme hissi...
Diğer baş karakter ise etrafındaki her şeyi, tüm hakikatleri kayıtsızlığıyla püskürten Doktor Andrey Yefimıç.
Doktor Andrey akla, doğruluğa aşırı değer versede, etrafında bunların yoksunluğundan dem vurup kayıtsız kalmayı, her şeyi oluruna bırakmayı tercih eden biridir.
Kitabın şüphesiz en can alıcı yerleri, koğuşa kapatılmadan önceki hayatında eğitimli biri olan hasta İvan Dmitriç ile kitapları ve kitap okumayı seven Doktor Andrey arasındaki felsefi diyaloglar.
Dmitriç her ne kadar içinde bulunduğu buhrandan; koşulların kötülüğünden yakınsa, bunun için acı çektiğini bu yüzden başkaldırdığını, dışarıdaki sıradan bir insan kadar normal olduğunu ve salınması gerektiğini doktoruyla paylaşsada Doktor Andrey onun acılarını bir nevi küçümseyerek; bunlara kayıtsız kalarak, ona acı çekmesinin saçma olduğunu ve yazgısına boyun eğmesi gerektiğini söyler.
Dr.Andrey: “Burada bulunmanız gerektiğine dair düşüncelerle kendinizi yatıştırın.”
İvan Dmitriç: ”Kimsenin bunu yapmaya ihtiyacı yok.”
Dr. Andrey: ”Hapishaneler ve tımarhaneler var olduğu sürece içlerinde birilerinin oturması gerekir.”
Yapılan bir çok sarsıcı diyalogdan doktorun nihilist olduğunu çıkarabiliriz.O etrafında olan hiçbir şeye şaşırmaz. Ona göre her şey beyhudedir: hayat, acı, ölüm... Dmitriç, doktorun bu tutumunu “Rus tembellerine özgü felsefe” diye adlandırır kendince.Ve doktorun ,kendisine göre bayağı, düşüncelerini yüzüne vursada doktor hep soğukkanlılıkla ve içten içe bu sohbetten keyif alarak onu cevaplar. Çünkü aslında doktor akıllı bir insandır ve etrafında konuşabileceği başka bir insanın olmamasının açlığını çekmektedir. Evet kitapları vardır ama bir insan sohbetinin yerini tutmaz ona göre.
“ Kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.”
Öyle ki doktor, rüyalarında zeki insanlarla sohbet ettiğini görüyor. Bu yüzden bu hastasıyla kendi açlığını da doyurduğundan keyifle her gün onu ziyaret ediyor.
Ancak hastasıyla ettiği bu sohbetler onu düşündürmeye, şekillendirmeye başladığı an olaylar bi anda kendi etrafında dönmeye başlıyor. Hayatı boyunca acıyla karşılaşmayan ve acı çekene de “onu düşünme, mutluluğu içinde ara” diyen doktor “parmağı kapıya sıkışınca en yüksek perdeden inler.” Tık tık tık...Altıncı koğuşun artık beklenmedik bir misafiri daha vardır...
Kitapta ele alınan felsefe ancak bu kadar ustaca işlenebilirdi dedirtiyor insana.
Aslında hepimiz her an altıncı koğuşa kapatılabiliriz, yeter ki toplumla ters düşmeye görelim. Şu toplum denen şey insanın ruhunu emmekten başka ne yapıyor sahiden! Sabahattin Ali’nin dediği gibi yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
Farklı bir düşünceyi ya da alelade bir gerçekliği, çoğunluk kabul görmüyorsa, dile getirmekten hep çekinmez miyiz?
Etrafımızdaki olayları sorgulama ve eleştirme çoğu zaman toplumda suç sayılıyor çünkü onlar gibi kayıtsız ve bencil değiliz. Bakın! O deliiii çünkü hala düşünüyor, bizim gibi kayıtsızlığa alışmadığı için parmaklıklar ardında tutulmaya ve dışlanmaya mahkum...
Hastane metaforu üzerinden içerisinde bulunduğumuz çılgınlık ancak bu kadar güzel anlatılırdı...
Normal olan kim? Deli olan kim?
Çehov’la bu kitap sayesinde tanıştım ama en kısa sürede diğer kitaplarını da edineceğim için mutluyum... Ahh Rus edebiyatı.
Kitabı kapattığımda ise kafamda hala o cümle yankılanıyordu:
“Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek akıllı bulabilmemdir. Ama o da bir deli!”