Bazen öyle anlar olur ki, hiçbir şeyin değeri kalmaz. Bu duyguyu herkes bilir.
Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşuna gider.
Eserde Momo’nun dış görünüşü garip ve temiz insanlara korkunç gelebileceği belirtilir. Kız çocuğu olduğu tahmin edilmesine rağmen kimse cinsiyetinden emin değildir. Momo, nereden geldiğini, anne babasının kim olduğunu bilmez. Ufak tefek ve cılızdır. Simsiyah kıvırcık saçları vardır. Gözleri kocaman, simsiyah ve çok güzeldir. Hep çıplak gezdiği için ayakları kapkaradır. Sadece kışın ayakkabı giyer, o da ayaklarına büyük gelir. Çünkü Momo’nun etrafta bulduğu ya da birilerinin verdiği eşyalardan başka bir şeyi yoktur. Tüm bunlara ek olarak Momo mutlu biridir. Momo’nun mutlu olmak için maddi bir şeye ihtiyacı olmamasıyla yazar “statü”, “para” gibi modern dünyanın yarattığı kavramların önemsizliğini göstermek ister.
Momo’nun öyküsü büyük bir kentin güney kıyılarında, çok fazla tarlaların olduğu unutulmuş bir kasabada çam ormanının içinde gizli bir amfitiyatro kalıntısında başlar. Pek çok arkadaşı olur. Çünkü Momo’nun en önemli özelliklerinden biri herkesi dinlemesidir. Momo can kulağıyla dinlemeye başladığında, tüm anlaşmazlıklar sona erer. Eser boyunca bu özelliğin vurgulanması, herhangi bir konuda yeterince emek, ilgi ve zaman harcandığında işlerin yolunda gideceğine işaret eder.
Çevresindekilerin verdiği eşyalardan başka bir şeyi yok. Serçeler kadar küçük, özgür bir kalbi, yıldızlar kadar çok arkadaşı ve sarsılmaz bir cesareti var. Dahası bir büyüsü var Momo’nun. Öyle ki yaşadığı kentteki herkes onun yüzünü görmeden bir gün bile geçirmiyor. Onun büyüsü ya da sırrı bir fiilde saklı aslında. Momo’nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey şu: Dinlemek o karşısındakileri, akıllarına parlak düşünceler getirecek şekilde dinliyor. Bir kitap olarak Momo’ya karakter olarak zaman kahramanı diyebiliriz. “Zaman”ın yaşamın ta kendisi olduğunu unuttuğum zamanlar olduysa biricik dostum Momo dan özür diliyorum.