·416 syf.····Okunma: 24 Ağustos 2022 01:52 Nihayet bir hayal kırıklığımın daha sonuna geldim. Türk edebiyatında kendilerinden söz ettiren yazarlarının bazılarında bu hissi yaşıyorum. Kitabın hakkını vererek başlayayım öncelikle. Edebi bir eser okuduğumu bilerek, hissederek okudum. Kalemi kuvvetli bir yazar, sadece bir kurgu kitabı değil, edebiyat sanatçısı. Kitaptaki konunun işleyişi, ilerleyişi, akıcılığına da sözüm yok. Hayal kırıklığımın sebebi yazarlığı değil dar görüş açısı ve karakterlerin, aslında Peyami beyin, yobazlığı. Hele Samim. Yobaz diye googlelat karşına Samim çıkar. Peyami Safa'nın Ataerkil Eril düşünce fantezilerini Samim karakteri aracılığıyla okumak ruhumu daralttı. Ben kadını ve erkeği aşağılayan yazarları okumaktan müthiş rahatsız oluyorum. Eleştirmek, bir gerçekliği sarkastik biçimde ortaya koymak amacıyla değil de var olan hastalıklı düşüncelerini ana karakter yoluyla konuşturarak ve bunu yan karakterle destekletenlere ekstra ayar oluyorum. Samim karakteri Peyami Safanın eril düşüncelerinin ve ideolojilerinin kitaptaki tezahürü. Peyami Safa düşüncelerinin doğruluğuna o kadar inanmış ki, Samim gibi durmaksızın sürekli tahlil yapan ve ideal toplum yapısını kuran bir karakter oluşturmakla kalmamış, dönüp dolaşıp onun tahlillerine hak veren ve doğrulayan, onun tahlillerinin sonuç ağına düşmekten kendini kurtaramayan, onu adeta tanrılaştıran yan karakterlerle doldurmuş kitabı. Samimin gözlemleri o kadar ilahi ki fantastik kitaba koy bu karakteri sırıtmaz. Öyle noktalardan öyle durumları yakalıyorki ben ona lakap taktım Sherlock Samim diye. O derece. Bir gözlemleri var, kimsenin dışına bile vuramadığı o halet-i ruhiyelerini bile gözlemleyerek onları kendileriyle yüz yüze getirebilecek kutsal bir karakter. Gerçekten bu kadar tanrısal çara uzun zamandır denk gelmemiştim.
Tabii Samim bu üstünlüğüyle sadece düşüncesel anlamda boy göstermiyor. Samim kitaptaki tüm karakterlerin psikolojik tahlillerini yapıyor. Özellikle kadın karakterlerin ahlakı, edepleri ve davranışları üzerinde yorumlamalar yapıyor, yetmiyor zeka seviyeleri hakkında genellemeler yapıyor. Kitapta en favori kısmım Samim in hafif meşrep bir kıza nasıl düştüğüyle alakalı buhranını yakardığı an. Tabii ki bizim Samim karakterimiz tüm tanrısallığı ve asaletiyle kendisi gibi(!) çok namuslu ve ahlak timsali hanım kızlara layık. Yeri gelmişken Samim hazretlerine yakışan kadınların gözlemlediğim kadarıyla sahip olması gerektiği kriterleri sizler için derledim: Öncelikle yaş konusunda keskin kıstaslarımız var. Asla ve kat'a 30 yaş üzeri olamaz. Çünkü beyimize göre 30 yaş üstü ona layık değil ve yaşlı. Ama en ideali mümkünse kendi kızı yaşında olması. 5 yaşında kendisine görünürse ileride onunla aşk yaşaması muhtemel. Hele ki kendi kızı olma şüphesi varsa tadından yenmez. Sonrasında asla hizmetçi olmamalı. Kendi vücudunun hizmetçi vücuduna alerjisi var ve kendisine şuh bakışlar hissederse hizmetçilere konumlarını bildirmek gibi bir zaafı var. Sadece hizmetçilerden bilgi almak adına alt dudağını kirletebilir o kadar. Eğer bir dostunun eşiyseniz sizinle tutkulu bir kaçamak yaşayabilir. Ama lütfen Samim Paşamız çok ahlaklıdır ve bir edep timsalidir. Asla geneleve gitmez, sokak kadınları gibi namuzsuzlarla aynı ortamda dahi durmaz.
Samimin sürekli ahlaka olan takıntısını şuna bağlıyorum. Mesela Besim karakteri çok alakasız yerlerde sürekli konuyu takıntılı bir şekilde yemeğe getiriyor, yine Meral karakteri sürekli takıntılı bir şekilde Paris ve özgürlüğe, Selmin karakteri sürekli iddialaşmaya getiriyor. Samim karakteri de gizli şekilde cinselliğe saplantılı. Belki de Peyami Safa'nın hormonlarının tavan yaptığı bir dönemde yazdığı bir roman olabilir. Çünkü Samim bir ölüye bakarken bile şehvet duygularına yönelebiliyor, hallenebiliyor ve bunu da zıtlık kanununa yorumluyor. Tabii yersen. Kitabın her noktasında Samim in olduğu yerde bir hormon tutuşması yaşanıyor.
Tabii bir de Ferhat karakteri var. Kendisi aşna fişnadan kafasını kaldırmıyor ama kardeşinin davranışlarından o kadar utanıyorki 'ben olsaydım onu vururdum' diyor. Çok kez kadına şiddet normalize ediliyor. Tabi o dönemler için beklenilen bir şey olabilir ama bugün ben bu eseri Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olarak okumak istemiyorum.
Trajik bir olay yaşanmış mesela, takside yine bitmek bilmez gözlemlemeler, tahliller. Yahu ne gerek var zamanı mı? Gerçekçi mi?
Edebiyat, sanat olduğu sürece her şeyi okuyabiliriz, okumalıyız, her şey mübah düşüncelerine karşıyım. Yazarın bu şekilde düşünmesi, bunları kaleme dökmesi, var olan sapkın düşüncelerini kitap karakterleri ile aktarmasını kabul etmiyorum. Kendi yaşadıkları zamanda bu zırvaları başkalarına satmış olabilir ama bu yüzyılda insanlar bunları yemiyor, teşekkürler.