Gönderi

10/10
·479 syf.··
2022 91. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2022 10:57
"Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay'ın romanlarını çok seveceğiz." diyor Oktay Akbal 1977'de, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir eleştiride. Bu söz üzerinden yıllar geçse, Oğuz Atay ve kitapları hakkında onlarca eleştiri yapılmaya devam edilse de bu söz, gerçekliğini hiç kaybetmiyor. 'Ne diye konfor alanımdan çıkacakmışım' diye düşünüyorsanız, hiç almayın bu kitabı elinize derim. Yalnızca bu kitabı değil, tüm Oğuz Atay kitaplarını okurken rahatımızı kaybetmek uğruna okumalıyız. Çünkü Selim'ler, Turgut'lar, Hikmet'ler, Beyaz paltolu adamlar böyleler. Onlar çevreye inat, kendi rahatlarını ve başkalarınınkini bozarak ilerleyen insanlar. Anlaşılmıyorlar, hiç anlaşılmayacaklar da bu karakterler. Üst üste de okusam, her sözün üstüne saatlerce düşünsem de tam olarak anlayamam Hikmet'leri, kimse anlayamaz. Çünkü bu karakterler kendilerini de anlayamıyor, ilerlerken kendilerini geçemiyorlar bu insanlar. Kafasında oyunlarla yaşayan Hikmet Benol, yazarın kendi yansımasıdır belki de. Oğuz Demiralp, 1978'de bir yazısında Hikmet için şöyle diyor; "Adının anlamının tersine doğru kayıyor, hızla. Sevgi'yle yaşarken sevgisiz, Bilge'yle bilgisiz. Parça parça olan bir benlik; toparlanamıyor. Yorgun ve yılgın bir ruh. Pencereyi açıyor son bir kez. Ölümün kucağına atlıyor." Yorgun ve yılgın bir ruh... Kitabın başlarında Hikmet'i yalnızca çok düşünen birisi olarak görüyordum. Kafasındaki detaylarda boğulan bir adamdı bu. Tutturmuş kendine bir düzensizlik, zorlukla kayıp gidiyordu. Okurken sıkıldım, bunaldım. Bazı sayfaları atladım, tonlarca örnek verilen sayfalarda okurken yoruldum. Hikmet bu sırada insanlara göre yaşıyordu. Ben sıkılıyordum ama o, hâlâ bir çaba yaşıyordu. İnsanlar gitmelisin diyordu, okula gidiyordu. İki üç kuruş koymalıydı cebine, işe başlıyordu. Arkadaşları ile masaya oturuyordu, çoğu zaman onları güldürüyordu ama biz yalnızca onun düşüncelerinin karanlığında kalıyorduk. Sonra oyunlar başladı, Sevgi ile tanıştı Hikmet. Bekar rolü oynamak istemedi daha fazla, arkadaşlarına da bir yandan evlendiğini göstermek istiyordu, o yüzden evlendi. Evlilik oyununda acemiydi, bu yüzden ikisi de başarılı olamadı. İngilizce konusunda heyecanlıydı, o yüzden hiçbir zaman bir İngiliz olamadı ve Bilge'siz kaldı. Hikmet, aslında kafasındaki oyunlardan başka kaybedecek bir şeyi kalmayana kadar oynadı. En sonunda kaybetti ama inanın bana, kaybetmenin ne olduğunu bile anlamadık. Aslında bir bütün olarak bakarsak hikayeye, Oğuz Atay'a, gördüğümüz şey bir başkaldırı. Belki en acemice olanından, en hevesli olanından ama bir başkaldırı işte. Bir İsa timsali var bütün kitapta. Bir peygamber yok ama kendi dünyasını bile yönetemeyen bir Tanrı var. Yazıldığı dönemin şartlarını, o zamanın yazarlarını da ele alırsak aslında Oğuz Atay onlardan pek farklı değildi. O da tüm karakterlerinde Batı'yı anlamıyor, Avrupa'yı özümseyemiyordu. Ama Oğuz Atay diğer yazarlardan farklıydı, çünkü o, yazarların sorunu bulduktan hemen sonra giriştikleri çözümleri de görebiliyordu. Bu çözümlerin hiçbirinin olmayacağını anlatıyordu bize karakterleriyle. Ayrıca oyundaki her bir oyuncu, bize gerçek hayatı da anlatıyordu. Hikmet, çoğu yerde gerçek kişileri 'gerçek'ten saymıyor, onları bir karakter kalıbına koyuyordu. Ve doğru da çıkıyordu, her insanı bir tiyatro oyuncusu altına koyuyordu ve haklıydı, hepsi yalnızca bir oyuncuydu bu dünyada. Sonra, işlerin sarpa sardığı yer başlıyordu. Bazı oyuncular oynaması istenilen rolü oynamıyordu. Hikmet, oyunun yazarı olduğu halde Bilge'ye 'terk eden kadın' rolünü vermemişti, ama Bilge o rolü oynamıştı. Hikmet, daha kendi dünyasında kendini kontrol edemiyorken, kendi düşünceleri ile boğuluyorken ve puslu bakışı ile önünü göremiyorken her şeyi anlıyordu. Her şeyi anladığı ama hiçbir şey yapamadığı için yoruluyordu. Aslında Hikmet, her dahinin içinde yaşayan biriydi. Oğuz Atay da bu yönden bir dahiydi. Kitabı okumanızı çokça öneririm, fakat eğer rahatınızı bozmak istiyorsanız okumalısınız. Kolaylık getiren kitaplardan değil bu, oturup başınızı çatlatacağınız bir kitap. Ben rahatım bozulsun diye okudum, size de iyi okumalar dilerim.
1000k
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
·
457 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sıla
Gönderi Sahibi
1000kitap okurları uzun yazılar sevmiyor, tabii...