Öncelikle kitabı ilk gördüğümde asla karakterlerin liseli olacağını tahmin etmiyordum.
Kitap aslında hepimizin aşina olduğu bir konuya sahip. Birbirini görmeyen, takma adla konuşan iki lise son sınıf öğrencisi var. Bailey’in kimliğini saklamak için kendince haklı sebepleri var ve bu yüzden Alex ile tanışmadan önce onu gizlice bulmayı ve mesajlardaki gibi biri olup olmadığını çözmeye çalışıyor. Alex babasıyla aynı kasabada yaşıyor. Bailey, babasının yanına taşındığını Alex’ten gizliyor ve onun verdiği ipuçlarıyla Alex’i bulmaya çalışıyor. Bu süreçte ise işe başladığı müzede Porter ile tanışıyor. Nefret ve bolca kışkırtma ile başlayan ilişkileri zamanla farklı bir yöne ilerliyor.
Kitapla alakalı bazı çelişkili düşüncelerim var. İlk sayfalar durağan değildi ama hikayeye hemen giremedim. Oraları aştıktan sonra 170’lere kadar hızla geldim. Bu anlamda kendini okuttu ama bıraktıktan sonra elime alma isteği oluşmadı.
Bailey’i başlarda sevdim ama Alex’in kim olduğunu o kadar uzun süre anlamadı ki, biraz hayal kırıklığına uğradım. Kitapta merak ettiğim birkaç detay vardı. Bailey’in geçmişte yaşadığı olay, annesi ile olan iletişimi ve Alex’in kim olduğunu ne zaman anlayacak gibi. Bunları öğrenmek için atlayarak ilerledim ve kitabı bitirdim.
Bailey ve Porter’ın karakterleri, genç yaşlarına rağmen yüzleştikleri bazı zorlukları da ekleyerek yazar onlara derinlik de katmıştı. Ama bana göre yazımı heyecanlı değildi. Hele de bu kadar güzel ve canlı bir kapağa rağmen içerisinde devam etmemi sağlayacak o hissi bulamadım.
Neredeyse Alex malesef beklentimin altındaydı. Türüne genç yetişkin hatta direkt gençlik kitabı diyebiliriz, okuduğum kadarıyla içerisinde yetişkin sahne yoktu ama kaçırdıysam bilemiyorum.