Sibirya’ya giden tanrısını bulur
8/10
·637 syf.··
Beğendi
·
2022 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2022 22:39
Tolstoy’un alnının kara yazısını, yani Diriliş’i okumuş bulunmaktayız. Başkarakterini öldürüp öldürüp dirilttikten sonra onu Tanrı’nın şefkatli kollarına atıp huzura kavuşturan yazar bizi yine pek çok konuda şaşırtmadı. Yeri geldi Turgenyev’in, “Bu genç yazar hepimizi gölgesinde bırakacak, en iyisi yazmaktan vazgeçmek” deyişine hak verdik, yeri geldi Sibirya’ya giden Tanrı’sını bulur ekolünden yaka silktik, yeri geldi pek çok kez Nehlüdovvari ölüp ölüp dirildiğimizi fark ettik… Rus edebiyatında görmeye alışık olduğumuz tipten, düşünceler uğruna hasta olan karakterimiz Nehlüdov ve hayat bize hiç nasip olmadı tadındaki diğer karakterimiz Maslova. Tolstoy’un hayatına bakacak olursak başkarakteri Nehlüdov’u çok uzaklarda aramak gerekmez. Karakter de aynı yazarı gibi topraklarını köylülere verir, onlar gibi giyinip onlar gibi soyunmak ister. Görüş alanı sadece hiyerarşi dağının tepelerindeyken, sonradan kendisini hayrete düşürecek manzarayı tamamen görmek için birkaç adım geriye çekilir. Yazgısını bu tarafa çeken şey de ilkgençlik yıllarında aşık olduğu, zamanla kirlettiği elleriyle ona zorla sahip olup hayatını mahvettiği kadındır. Yıllar sonra jürilik yaptığı bir davada sanık olarak karşısına çıkan Maslova, sonradan onun defalarca ölmüş ruhunu tekrar diriltecektir. Diriliş kendine inanmayla başlar, ve kendine inanarak yaşamanın verdiği zorluğu bırakır omuzlarınıza. Örneğin ölü bir Prens Nehlüdov’u sıkıntıya düşüren konular; görkemli akşam yemekleri, subay arkadaşlarıyla yapacağı çapkınlıklardan öteye gitmez. Ama göz gerçeği görmeye başlayınca suçsuz yere hapis yatan zavallı insanlar için koşuşturmaya başlar. Özel mülkiyet konusu tekrar kafasını karıştırır ve topraklarını köylülere paylaştırmak için yola düşer. O hovarda hayatını sürdürsün diye sefalet içinde yaşayan binlerce köylü, kendisini hayrete düşürecektir. Hayrete düşeceği bir diğer konu ise adalet sisteminin işleyişi, daha doğrusu işleyememesidir. Bu sistemin kurbanları için yüzlerce sayfa boyunca, önceden kendisine pek saygın bir iş gibi görünen, şimdileriyle bir iş yapmadıklarına karar verdiği bakanların valilerin kapısını çalacaktır. Peki Nehlüdov, Maslova’ya hiç rast gelmeseydi tasasız, hovarda hayatından nasıl kurtulurdu, ya da kurtulabilir miydi? Bu konuda kendi içimize bakmak aydınlatıcı olacaktır. Zamanın bizi kendine acımasızca hapsedişinden kurtulmamız için bazı müdahaleler gerekir. Buna kimi Tanrı’nın yardımı der, kimi Venüs’ün hareketi der… Kimi ise sadece tesadüf diyecektir. Adına ne derseniz deyin içinizdeki korlar birden alevlenir; günlük koşuşturmanız, dostum dediğiniz insanlar, sizi sarıp sarmalayan şık elbiseler ve daha fazlası artık sadece kendinizden iğrenmenize sebep olurlar. Bu durumlarda gökyüzünün gece manzarası bile size farklı gelir, doğada daha önce fark etmediğiniz bir güzellik vardır. Ta ki zaman sizi yeniden tutsak edene kadar. Büyük ihtimalle kendisini bu kadar sarsacak ve vicdanını kasıp kavuracak bir olay cereyan etmese, Nehlüdov eski hovarda hayatını bırakamazdı. Duraksamadan söylenebilir ki; Tolstoy toplumun öğretmenidir. Biz de ancak onun öğrencileri olabiliriz. İnsan ruhunun acizliğini, küstahlığını, battı balık yan gider tutumunu, yeri gelince tertemiz saflığını, bize ustaca aktarır. Zaten Anna Karenina’yı yazmış birinden de böylesi beklenirdi. Ama gel gelelim Tolstoy söz konusu olunca Tanrı’dan nasibini almayan başkarakter düşünülemez. Yazar Diriliş’te de çizgisini bozmamış. Ama bu sefer Petersburg’un bilmem hangi ovasında yaşayan İvanlar, Dmitriler değil, Sibirya’ya giden tanrısını bulur ekolünden Nehlüdov; incil okuyarak Tanrı’sının huzurlu kollarında son sayfayı eder. Buraya kadar gelmişken Sibirya’ya giden tanrısını bulur ekolünden Raskolnikov’u da anmasak olmaz….
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,6bin okunma
·
574 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.