Gönderi

Puan vermedi·208 syf.··
2022 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2022 20:25
Öncelikle bu kitabı bu kadar çok ertelediğim için kendime sitemimle başlıyorum. Onca yıl önceki birilerinin kendi zamanındaki olaylardan dolayı geleceğe duyduğu kaygılarının öngörüsünün (ne kadar yazar kendi hakkında ben geleceklerin önleyiciyim öngörücüsü değilim dese de) yıllar sonra yaşadığım bu zamanda teker teker gerçekleşmesi...Ürkünç değil mi? Şu an yaşadığımız ortam yüzünden geleceğe dair kaygılarımızın gerçek olacağı ihtimallerini arttırıyor gözümüzde. Kitapta bahsedildiği üzere çoğunluğu yönetmek için hepsini aynılaştırmalısın 50 çeşit 500 kişiyi yönetmek mi yoksa tek çeşit 500 kişiyi yönetmek midir kolay olan. Tocqueville'nin de dediği gibi "Bütün insanlar benzeştiği zaman sınırsız gücü olan tek bir hükümet kurmak kolay olur". Tek tipleş(tiril)mek. Bunu da tabi onları farklı renge boyayan, beyinlerini farklı düşünmeye iten ibareleri bir bir ortadan kaldıran bir sistem kurularak yapılıyor kitapta. Günümüzde insanların giysileri, hobileri, yaptıkları, yapmadıkları, sevdiği müzikleri, nefret ettikleri hatta tipleri dahi ne kadar da benzemeye başladı. Bu tek tipleşmenin tam da sosyal medya çağının yaygınlaşmaya başladığı döneme denk geldiğini veyahut onunla mı yapıldığını söylemem gerekiyor. Bir ara karakterlerimizden biri olan Beatty gibi dünyaya bir kere geldiğimizi ve bu süreçte de bizi ilgilendirmesi gerekmeyen konularla kendimizi üzmemiz gerektiğini düşünmüştüm. Ama bu sadece bedenimizle eğlenirken beynimizin paslanmasıymış. Kitapların içindeki düşüncelerin bize acı verdiğini düşünüyor Beatty gibiler, mutluluğu tehlikeye attığını sadece kaosa yardımcı olduklarını. Bir bakıma haklılar da. Çünkü bir şeylerin farkına varıyorsun. Sana hayatı boyunca öğretilen yalanları öğreniyorsun. Bu yalanlar belki itaat etmen için dogmalar belki sorgulamaman için, düşünmemen için hakikati saklayan yalanlar oluyor. Evet böylece sonunda kitapların içindeki şeyler bize acı veriyordu. Halbuki acı değil midir bizi biz yapan yoksa içi boşaltılmış mutlu kuklalar olarak kalacak olan biz değil miyiz? Her şey zıttıyla var olmamış mıdır? Mutluluğun ne değeri kalır acıyı duyumsamadıktan sonra. Ve yine tıpkı Granger'ın dediği gibi herkes öldüğünde ardında bir şey bırakmalı, öldüğünde ruhunun gidebileceği bir şey. Ve bunun için de bir kere geldiğimiz bu dünyada her yönden pişman gitmemek için eğlenirken de kendimizi, geldiğimiz bu yeri anlamak için bir şeyler katabilmek adına bir şeyler yapmalıyız. Bunları günümüzde kitaplar dışında şeylerle de yapabiliriz çünkü Faver'ın dediği gibi kitaplar sadece unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türü. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde. Lisedeyken 'Bibliyoterapi' adlı projemi sunarken hocamın sorduğu bir soru vardı: Kitaplar ile filmler arasındaki fark nedir? Clarisse'nin dediği gibi cevabı vermek için soruyu hazmettim, düşündüm ve tıpkı Faver'ın "bir odada, dört duvarlı televizyon alıcısıyla oturuyorsun... ki onunla tartışamazsın. Neden? Televizyon alıcısı 'gerçektir'. Anlıktır, boyutu vardır. Sana ne düşüneceğini söyler, bangır bangır kafana sokar. O haklı olmalıdır. Öyle haklı görünür ki. Vardığı sonuçları sana öyle peş peşe söyler ki zihninin itiraz etmeye, 'Ne saçma!' demeye vakti olmaz." dediği gibi filmler ne hayal edeceğimizi bize dikte eder gözümüzün önüne getirir kitaplarda ise karakterin gözünü kaşını mekanı senin hayal gücün belirler yani ipler senin elindedir," demiştim. İşte bu yüzden karakterlerimi, mekanı, olayların gözlerimde canlanma kısmını ben belirlemek istediğimden filminden önce kitabını okumak istedim bu incelemeden sonra ise koşa koşa filmini izlemeye gideceğim. Son olarak Ray Bradbruy'nin yarattığı (korktuğu) evrene benzer bir film olan "Equilibrium" filmini buraya bırakmak istiyorum.
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,3bin okunma
·
140 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.