·192 syf.····Okunma: 10 Temmuz 2023 17:33 Bir insan daha ilk romanında böyle bir güzelliğe nasıl imza atabilir? Aylak Adam Yusuf Atılgan'ın açık ara en sevdiğim romanıdır. Bu sevgimin şüphesiz en büyük nedeni karakterimizin arayışıydı. Salon edebiyatından, entel Feridunlardan ve vıcık vıcık ilişkilerden sıkılan, toplumun "aydın" olarak adlandırılan kesiminde bir zorunluluk haline gelen bu düşüncelerden kaçmasını sağlayan arayışı... Romanımız C. isimli karakterimizin kendini asla ait hissetmediği bir çevrede buluşuyla aramaya çıktığı saf sevgiyi konu ediniyor. Fakat C.'nin aradığı sevgi bambaşka bir sevgi. Onun birine tutunabilmesi için karşısındakinin kendisinden başka dayanağı olmamalıydı. Çok kaçık ama bu kaçıklığıylada doğru orantıda mantıklı bir fikir. Şimdi bu çocuk ne saçmalıyor diyeceksiniz. Sizden bu noktada gençlik aşkınızla neden ayrıldığınızı düşünmenizi istiyorum. Bana hak vereceksiniz çünkü bu tutkulu aşkın bitme sebebi size bir şeyler katan yeni keşifler yazmanızdı. Hele terkedilen tarafsanız ne dediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Romanımız mekan olarak İstanbulu seçmiş kendine iyi ki orayı seçmiş böyle tesadüfleri başka bir şehirde bulabileceğimizi sanmıyorum. Kitap 4 ana bölümden oluşuyor. Bunlar; Kış, İlkyaz, Yaz, Güz şeklinde. Atılgan'ın bu mevsimleri okuyucuya aktarışıda oldukça güzel. Eserin sevdiğim bir diğer yönü ise C.'nin kendine has ve sisteme yenik düşmemiş oluşu. Buna en büyük örnekler simit, dilenci ve avukatıyla arasında geçen para mevzuları olabilir. Sözü toparlayacal ve bu vasat incelemeyi bitirecek olursam son olarak diyeceklerim şunlardır: "Hepimiz birer C. değil miyiz? Teistlerimiz cenneti, aşıklarımız O'nu, O bizi, her pazar ideallerimizi, sinema çıkışlarında insanların sorunlarına çözümleri... Arayıp duruyoruz bir gün bulabilmek dileğiyle. Her durağa ulaştığımızda aranılanı bulduğumuzu sanıyoruz kısa süre fark ediyoruz bulamadığımızı. Yıl(a)mayanlarımız devam ediyor arayışına belki bulurum diyerek daha az umutlu daha çok kederli..."