Anthony Burgess, okumaktan fazlasıyla keyif aldığım bir yazar. Kendine has dünyası ve dünyasını betimlemek için kullandığı kelimeler, kurduğu cümleler alışılmışın dışında. Çoğu okurla ortak bir yönüm varsa, kendisini Otomatik Portakal eseriyle tanıdım ve diğer kitaplarını okumaya da bu kitabı sayesinde karar verdim.
Doktor Hastalandı, uzman bir dilbilimcinin yaşadığı talihsizlik sonucu hastaneye yatırılmasıyla başlıyor. Doktor, yani Edwin, fazlasıyla gözlemci, kendisine ne olduğunu anlamak için oldukça ısrarcı. Hastane arkadaşlarının sıradışı olması bir yana, onu içten içe yiyip bitiren en önemli konu, eşi ile yaşadığı bazı ciddi sorunlar. Kabullenmiş gibi yapmakta ustalaşmış olsa da aralarındaki özel anlaşmalar onu asla mutlu etmiyor.
Tedavisi başlayacağında aldığı önemli bir kararla tüm hayatı bir anda tepetaklak oluyor ve kendini ait olmakta zorlandığı bir dünyanın içinde buluyor.
Doktor Hastalandı, ait olmanın zorluğunu anlatan bir kitap bana kalırsa. Olmak istediğimiz kişi miyiz yoksa olmak zorunda bırakıldığımız kişiye dönüştüğümüzü farkında mı değiliz? Bizim için doğru olan hangisi ve doğrular her zaman mutlu eder mi? Var olmak ve ait olmakla kafayı öylesine bozmuşuz ki, bir robot bile duygularına bizden daha çok önem veriyor olabilir.
Okumaktan keyif almamın sebebi, kendimi zorlasam da anlatılmak istenileni kavrayabilmiş olmam ve kitaptaki her bir karakterle kendimde ortak bir nokta bulmam. Zorlanmamın sebebi ise çevirinin beni hayal kırıklığına uğratacak kadar kötü olması.
Kitabı orijinal dilinde okumadan yorum yapacak olmam ne kadar adil bilemiyorum fakat anladığım kadarıyla Burgess'in dilini kavramak ve dilimize uyarlamak zor olmuş. Cümleler devrik değil, düzensiz ve özensiz. Kendimi aynı cümleyi sekizinci kez okuyup, bir sınav sorusu çözüyormuş gibi (tabiri