Sinefil birisi olarak hikayenin veya kurgunun evrimsel avantajları üzerine fikir yürütmeyi oldum olası sevmişimdir. Çeşitli kitaplarda referans gösterilen ufak tefek araştırmalar ve kişisel tahminler dışında bununla ilgili Türkçe yazılan çok bir kitap yok açıkçası. Bu nedenle, kitabın ismini görmemle almam bir oldu. Ve yıllardır çeşitli tartışmalarda inatla iddia ettiğim, savunduğum şeylerin evrimsel psikologların halihazırdaki standart görüşü olduğunu öğrenmek de hoşuma gitti.
Örneğin insan ilişkileri ile ilgili, türü fark etmeksizin sayısız hikayede sayısız olası sorun ve bu sorunlarla ilgili tonlarca çözüm veya çözümsüzlük içeren kombinasyon bulabilirsiniz. Ve gerçek hayatta bu problemleri yaşamamış olsanız bile bu hikayeler sayesinde onları bizzat yaşamışçasına kendinizi eğitebilirsiniz. Bu kurgu hikayeler ile insanların birbirine başından geçenleri anlattığı olaylar arasında aslında pek bir fark yok. Kendi başından geçen bir sosyal problemi ve bunun nasıl sonuçlandığını anlatan birisi bile anlatımını bir çok ekleme ve çıkarma ile kurgulaştırarak anlatır. Hafıza bile başımızdan geçen olayların sonradan yazılmış bir hikayesidir.
Gerçek birisinin başından geçen gerçek bir olayın birinci şahıstan anlatımı sayesinde o bahsi geçen olayı birebir yaşamamış olsak bile yaşamışçasına bir şeyler öğrenebiliyorsak aynısını kurgu hikayeler sayesinde de yapabiliriz.
Kurgu hikayeler (benim için bunlar film oluyor), tıpkı birbirimize anlattığımız kendi olaylarımız veya dedikodularımız gibidir; ne kadar fantastik olurlarsa olsunlar, ister ejderhaların kol gezdiği orta dünyada geçsin isterse uzaylı ırkların olduğu başka bir gezegende, bunlar gerçek dünyanın gerçek insanlarının başından geçen veya geçebilecek şeylerin bir aktarımıdır.
Sonsuz olası hikaye arasından, başı sonu sabit tek bir hikaye gibi sadece tek bir hayat hikayesi hakkımız var. Ve bu dünyanın sorunlarıyla yeterli derecede uzmanlaşmamız ancak yolun/hikayenin ortalarında veya sonlarında gerçekleşebiliyor. Eğer önceki hayat denemelerimizin bilgisiyle tekrar takrar doğabiliyor olsaydık, vereceğimiz kararların sonuçlarını öngörme başarımız her yeni hayatımızla birlikte kademeli olarak artardı. Ne yazık ki gerçeklik böyle işlemiyor. Onun yerine birbirlerine kendi hayatlarının bin bir çeşitli kesitlerini hikayeler şeklinde (film, roman, anı, dedikodu vs) aktaran milyarlarca insana sahibiz. Tek bir hayatta bir çok farklı hayattan kesitler deneyimleyebilmenin yapay ve kusurlu bir yolu bu. Sıkıştırılmış deneyim hapları derdim ben eskiden.
Yani kitapta da bahsedildiği gibi hikayeler birer hayat simülasyonu görevi görebilir. Vereceğimiz kararların olası sonuçlarını herhangi bir zarar görmeden deneyimleyebiliriz. Ve kendimizi bu simülasyonlarla ne kadar çok beslersek örüntü tanıma yeteneğimizi de geliştirmiş olur ve verdiğimiz kararların olası sonuçlarını daha iyi öngörebiliriz.
Bu simülasyon veya modelleme diyebileceğimiz sürecin bir benzerini yıllarca birlikte yaşayıp yakından tanıdığımız insanlarla olan etkileşimimiz sırasında da görebiliriz. Örneğin eşinize veya ebeveyninize belirli bir şeyi söylemeden önce o şeyi söylediğinizde verebilecekleri olası tepkileri hayalinizde kurgularsınız: "Acaba bunu söylersem babam ne der, nasıl tepki verir? Onu çok iyi tanıyorum, kesin bas bas bağıracak bana. Şu şekilde söylersem daha az kızabilir belki." Gibi bir içsel diyalog ve gözünüzün önüne gelen, babanızın yüzünün alacağı o korkunç ifade ve neler diyebileceğinin bir senaryosu.
Önceki deneyimlerinizden yola çıkarak bilinçsizce oluşturduğunuz bu "Baba modeli" veya "baba simülasyonu" diyebileceğimiz kurgusal hikaye sayesinde gerçek dünyadaki kararlarınızı daha doğru (beklediğimiz sonucu verme ihtimali en yüksek olan karar anlamında) bir şekilde verebiliriz.
Tanımadığımız insanlarla olan etkileşimimizde bile bunu yaparız. Bu da ortalama bir insanın vereceği tepkileri öngörmemizi sağlayan daha genelleştirilmiş ve hatalı çıkma olasılığı daha yüksek bir simülasyondur ama yine de iş görür.
Gerçek dünya simülasyonu fikri sadece hikayelerin evrimsel avantajıyla ilgili bir konu değildir.
Zihin felsefesinde de fazlaca yeri olan bir açıklamadır. Dan Dennett'in Aklın türleri adlı kitabında canlılardaki bu dış dünyayı içsel olarak simülasyonlaştırma özelliğinin nasıl aşama aşama evrimleşebileceğini ve bu süreç sonunda diğer canlıların davranışlarını tahmin etme sürecinin nasıl bir "diğer zihinler modellemesine" dönüştüğünü ve bununla bağlantılı olarak bilincin nasıl ortaya çıkabileceğini özetlemiştir. Aşağı yukarı böyle bir şeydi...
"Ben bir garip döngüyüm" da bu bağlamda okunabilecek tatlış bir kitaptır.
Hikaye anlatan hayvana gelirsek. Kitap özetin de özeti gibiydi. Kalın gözüksün de bir şeye benzesin diye içini yığınla gereksiz görsel ile doldurmuşlar. Daha yoğun ve bolca araştırma dolu bir kitap beklerdim ben. Ayrıca evrimsel açıklamalara yöneltilen bazı ucuz eleştirilere, yazarın kendi orijinal fikriymiş gibi sunduğu cevapları Steven Pinker gibi evrimsel psikologların akıl edemediğini öne sürmesi komik geldi. Herhangi bir uzmanlığım olmasa da benim bile söyleyebileceğim basit çözümlerdi bunlar.
Kitabın orasına burasına serpiştirilmiş kitap önerileri için bile okunabilir.