Kitap bir bacağı sakat baba ve oğul ilişkisi üzerine kurulu. Oğullarının onu hastaneye götürmeleri, onunla ilgilenmeleri üzerinden ilerliyor. Daha çok baş karakter olan, aynı zamanda da yazarlık yapan oğluyla ilişkisi anlatılıyor. Aralarında çarpıcı, etkileyici veya duygulandıran bir ilişki yok. Yazar olan oğlu Ankara'da yaşıyor. Babasını ziyaret etmek ve onu hastaneye götürmek için sık sık babası ve annesinin yaşadığı Denizli'ye gidip gelmeleriyle devam ediyor. Haliyle de olaylar sanki sürekli birbirini tekrar ediyor. Öyle ki bazen aynı yerleri tekrar okuyormuş gibi hissettim. Kısacası kurguyu hiç sevemedim, içine çekmedi beni. Aslında ilk 50 60 sayfa güzel gidiyordu ama bundan sonrasında pek de farklı bir şey olmadı.
Diline gelirsek yazar galiba değişiklik olsun diye daha önce hiç çevremde ve hiçbir kitapta duymadığım değişik sözcükler, deyimler kullanmış. Acaba benim mi eksikliğim bu, yoksa gerçekten mi birçok kişi karşılaşmadı bilemiyorum. Bu tarz kullanımlarına sık rastlayınca sonradan işaretlemeyi akıl edebildim. İşaretleyebilediklerimi yazmak istiyorum: "cambul cumcul itişip kakışmak", "hakır hakır gülüşmek", "hembemde sekmek" gibi. Daha önce duyan, kullanan varsa eğer bildirirse çok sevinirim. Bunlar gibi daha başka kullanımlar da vardı ancak onları not alamadım ve tekrar da bulamadım maalesef. Ben neden bu kelimelere takıldım çünkü anlatılanlar eski zamanda geçmiyor, günümüze çok yakın bir zamanda geçiyor. Hatta günümüzde demek daha doğru olur. Çünkü bir yerde çocukların artık dışarıda oynamadıklarından, hep bilgisayar başında vakit geçirdiklerinden yakınılıyordu. Bu da açıkça ortaya koyuyor zaten. Yani bu gibi ikilemelerin, kelimelerin kullanılmadığını varsayarsak bu karakterin ağzına da pek yakışmamış. Fazlasıyla eğreti durmuş gibi geldi bana. Ayrıca Denizlililer, kahramanın babası ve annesi Denizli'de bir kasabada oturuyorlar ve konuşmaları İstanbul Türkçesi, arada birbirlerine "Len Müslüman" diye hitap ediyorlar. Yani ağızları hiç gerçekçi gelmedi, samimi bulamadım. Demem o ki üslubu da hiç sarıp sarmalamadı, akıcı gelmedi.
Kitabın adına da değinmek istiyorum. Adında geçen kuşlarla ilgili bir şeyden bahsedilmiyordu kurguda. Böyle olmasını da saçma buldum. Atlar yasına gider olsaydı daha alakalı olurdu sanki. :p
(Sırf adının ilgi çekiciliğinden merak edip okumuştum. Bu yüzden kof ceviz benzetmesi yaptım.)
Ve yazardan okuduğum ilk kitaptı, böylelikle devamının gelmeyeceğini öğrenmiş oldum. En azından kalemini biraz tanıdım. Biraz diyorum çünkü tek kitapla da anlaşılmaz. Ama ben alacağımı aldım. (Ayrıca buna benzer duyguları Serenad'da yaşamıştım.)
Zaten şu sıralar maalesef ki okumaya vakit ayıramıyordum bir de vaktimin bu kitaba gitmiş olması benim için üzücü oldu. Sizlere diyeceğim eğer vaktiniz bolsa, elinizde okuyacağınız başka kitap kalmadıysa o zaman tercihi bu kitaptan yana kullanabilirsiniz. Başka türlüsüne gerek yok bence.