Okuduğum ilk Nietzsche kitabıydı. Bu zamana kadar neden, nasıl okumazsın diyenleriniz olabilir. Şöyle yanıtlayabilirim. Birincisi kimse okumuş olmak zorunda değil, ikincisi denk gelmemiş, başka şeyler düşünmüş ya da yazara verdiğim değerden ötürü okumaya başlamadan önce onu iyice araştırmak istemiş olabilirim. Nitekim ben de Nietzsche ismini çok duyduğum için popülaritesinden ötürü bir noktada ona temkinli ve sağlam adımlarla yaklaşma isteği içerisinde bulundum. Bu yüzden hazır olduğumu düşündüğümde kendisini okumak istedim. Ve bugün buradayıııııım.
Daha önceden yapmış olduğum araştırmalar dahilinde Ecce Homo kendisini anlamamız noktasında birçok kişi tarafından başlanılası eser olarak gösteriliyordu. Ben de bu düşünceye sadık kalıp önce bu kitapla başladım. Ecce Homo Nietzsche’nin aslında sadece konuştuğu bir eserdir. Yazara Nietzsche kimdir? diye bir soru sorduğunuzu ve kendisinin soluksuz size kim olduğunu anlattığı bir eser ortaya koyduğunu düşünün. “Neden bu kadar bilgeyim”, “Neden bu kadar akıllıyım” gibi başlıkları görünce biraz ön yargıyla yaklaşabilirsiniz fakat Nietzsche hakkında daha önceden araştırma yapmışsanız ve düşünce yapısını az çok bilen biriyseniz bunların sizi etkileyeceğini düşünmüyorum. Kaldı ki önemli olan başlıklarının neyi ifade ettiği değil metinlerinin içerisinde neleri anlatmak istediğidir.
Nietzsche kitabının içerisinde “Neden bu kadar iyi kitaplar yazıyorum” başlığı altında kendi kitaplarının içeriği hakkında okuyucusunu bilgilendiriyor. Yani aslında bu kitap Nietzsche’yi tanıma yolculuğuna giriştiğinizde elinizin altında bulunması gereken bir kitapçık işlevi görüyor bence.
Kitabı okumaya başladığımda şaşırdım. Çünkü karşımda apaçık ve çırılçıplak ama aynı zamanda bunların güvenirliğini dayanak olarak kullanan hüznü geri plana atan bir yazar ile karşılaştığımı düşünüyorum. İnsanları yeriyordu, ancak bunun yanı sıra kendini yermekten de geri kalmıyordu. Fakat sonrasında kendini yermekten övünç duyduğunu ve görünmez bir yarışta kendini 2-0 öne geçirdiğine şahitlik ediyordunuz. Aslında burada kimselere benzemediğiyle övündüğünü görüyoruz. Kendisi enteresan bir yazar. Nietzsche her şeyden önce kendini duyabilecek insanlara ihtiyaç duymaktadır.
Nietzsche kaynağını hayattan almayan her şeyin çürümeye mahkum olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden Ecce Homo’da tüm değerlerin yeniden değerlendirilmesi, ideal ve ahlak adına üzeri örtülen kavramların açığa serilmesi gerektiğini söylemektedir. Bencillik, ego, akıl, hastalık, gerçek okuma, müzik, çalışma, varolma gibi birçok konuya kitabında değinen Nietzsche çekiçle nasıl felsefe yapılacağını gözler önüne sermektedir.