Ecce Homo, otobiyografik bir çalışma olmanın ötesinde, yazarın kendi felsefi dünyasını, yaşamını ve eserlerini değerlendirdiği bir metin. Kitap, geleneksel anlamda bir otobiyografi değil; Nietzschenin kendini anlatışı, bir özgeçmişten ziyade felsefi bir manifesto niteliği taşır.
Kitap adını İncilde İsa’nın çarmıha gerilmeden önce Pilatus’un halkın önüne çıkarırken söylediği “işte insan!” sözünden alır. Nietzsche kendini bir peygamber, bir kurban, bir trajik figür ve aynı zamanda insanın en üst noktası olarak sunar.
Nietzschenin dili, kendini aşırı yüceltme ile derin bir özeleştiri arasında gidip gelir. Kendisini Goethe, Wagner ve Schopenhauer gibi isimlerle kıyaslarken bi yandan da dönemin Alman kültürünü ve akademik dünyasını acımasızca eleştirir. Ona göre büyük filozoflar yalnızca düşünceleriyle değil, yaşam tarzlarıyla da farklıdır. Kendi hastalıklı bedeni ve zorluklarla dolu yaşamı bile onun gözünde bir üstünlük sebebidir.
Öte yandan, Ecce Homo Nietzschenin zihinsel çöküşünün bir göstergesi olarak da okunabilir. Kitabın yazımından kısa bir süre sonra Nietzschenin akıl sağlığı tamamen bozulmuş ve geri kalan yaşamını akıl hastanesinde geçirmiştir.
Ecce Homo, Nietzschenin hem en cesur hem de en tartışmalı eserlerinden biridir denilebilir. Kitap onun düşünce dünyasını, iradesini ve yalnızlığını gözler önüne serer.