Puan vermedi·141 syf.··
2022 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2022 13:10
Daha önce Sabahattin ali'nin romanlarını okuyuo sevdiğim için, öykülerini de denemek istedim ve Sabahattin ali'den okuduğum ilk öykü kitabı, için de masalların da yer aldığı Sırça Köşk oldu. Kitapta taşlamalar çok yoğun, bu sebeple uzun bir süre de yasaklanmış, toplatılmış, ve Sabahattin Ali'ye karşı olumsuz görüşlerin de pekişmesini sağlamış. Gerçekten de bu kitapta çok yoğun bir yergi söz konusu. Tabii ki gerçekten var olan bir durumun yerilmesi gereklidir, belki o zamanlar daha ciddi olan sorunları bugün anlamadığım için de bu kadar yergiyi abartılı bulmuş olabilirim, ancak böbrek, dekolman ve cankurtaran öykülerindeki sağlık sistemi yergisi, bir doktor olarak beni rahatsız edecek boyuttaydı. Böbrek öyküsünde, devletin hastanesinde sıra olması gerçekten doktorun suçu muydu? Belki öykülerin yazıldığı 1946'lı yıllarda, doktorlar, hastaları hastaneye daha uzun süre yatırıp 'köşklerine pembe karo döşemeye' çalışıyorlardı, ama doktorları anlattığı sosyal konum günümüzdekinden o kadar farklı ki, kitabın günümüzdeki durumdan haberi olmayan birinin eline geçip her şeyi yanlış anlamasından korktum. Ben bu öykü kitabı üzerinden Sabahattin Ali'den roman ve öykü okumayı karşılaştıracak olursam, Sabahattin Ali'nin kesinlikle bir romancı olduğunu düşünüyorum. Öykülerinin edebi bir amaçla değil, ancak bir taşlama, bir değindirme amacıyla, hızla sonuna akar şekilde yazıldığını hissettim. En hoşuma giden öykü Katil Osman oldu. Sözcüklerin ve inancın insan üzerindeki gücü çok güzel anlatılmıştı. Cıgara öyküsü, gerçekten gördüğü bir enstantaneyi ölümsüzleştirmek için yazılmış diye düşünüyorum. Karakterler Bukovski'yi anımsattı. Çilli öyküsünde, 'kötü yola düşmesin' diye evlendirilen kadınların, kötü yola düşmek dahil her şeyin başlarına gelebileceği ve karşılık veremeyecekleri kadar zayıf bir duruma sokulduğunu, ve aslında bir kişinin başına kötğ bir şey gelmemesini istiyorsak tek yapmamız gerekenin onu güçlendirmek ve desteklemek olduğunu görüyoruz. Ya da bu cümlenin ikinci yarısını biraz ben uydurdum. Öyküde on beş yaşında evlendirilen bir kızın, eşi tarafından nasıl sudan bahanelerle yalnız bırakıldığı, anne ve babası tarafından tekrar kabul edilmediği, karşısına çıkan insanların onun evsiz kalmasını ve güçsüz olmasını kullandığını görüyoruz. Kimsenin kaderinin başkalarına bu kadar bağlı olmaması gerekiyor. Kurtla Kuzu hikayesi Rıfat Ilgaz'ın başından geçen olaylardan esinlenmiş, ancak ben Rıfat Ilgaz'ın hayatını bilmediğim için, bununla ilgili yorum yapamıyorum. Burada da ana karakterin adını açıkça Rifat koymuş zaten. Daha sonra masallar var. Bir Aşk Masalı ne anlatmak istiyor, gerçekten anlamadım. Sevenlerin kavuşamamasının daha romantik olduğu düşüncesiyle yazılmış olabilir. 1946 yılı, belki Sabahattin Ali için isteklerine erişemediği, özlemlerini tatmin edemediği bir yıl olmuştur ve masal karakterinin bile aşkına erişmesini kıskanmıştır. Ancak eğer gerçekten bana çocukluğumda masal olarak okudukları metnin sonunda: Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir 'Ah!' ile düşüp ölebilendir. Yazıyor olsaydı psikolojim nasıl etkilenirdi bilmiyorum. Bütün masallar çocuklara yönelik yazılmıyor da olabilir. Bu bir kara sevda güzellemesi midir yoksa altında başka bir şeye gönderme mi yatıyor, bilemedim, yorumu saha iyi bilenlere bırakıyorum. Ancak bir kara sevda güzellemesi olarak ele alırsak ben çok rahatsız edici buldum ve bir göndermesi olduğunu yürekten umuyorum. Devlerin Ölümü, dinozorların yok oluşunun masallaştırılmış anlatımı ve bunu 1946'da yazmasına gerçekten hayranlık duydum. Koyun Masalı ve Sırça Köşk, benzer konuları eleştiriyor. Ayakların baş olması, ya da hürlüğün, topluluğun elinden alınması söz konusu. Koyun Masalı'nda, çoğunluğa söz vererek gücü devralan grubun sözlerinden nasıl çıktıklarını, güçle nasıl kör olduklarını da görüyoruz. Diğer öyküleri de burada inceleyince, aslında kitapta hoşuma giden pek çok yön olduğunu fark ettim. Ancak özellikle böbrek öyküsünde, karşılaşılan hiç bir doktorun iyi bir şey yapmaması ve sürekli ceplerini düşündüklerine dair pek çok gönderme, neden özellikle bu meslek grubuna, kötü doktor/iyi doktor ayrımı bile yapılmadan bu kadar kin kusulduğunu sorgulattı bana. Hedefinde, her biri birbirinden bambaşka insanlar olan on binlerce doktor mu var, hepsini aynı keseye mi koyuyor gerçekten? Bence çok rahatsız ediciydi. Cankurtaran öyküsündeki doktorun yerilmesi sırasında ise, eskiden idealistken zamanla bu özelliğini, başına gelen olaylar sonucunda kaybettiği anlatılıyor. Bu da biraz Altıncı Koğuş'taki doktorun hikayesinin başlangıcına benziyordu. Sabahattin Ali' yi daha çok sevmeyi beklerdim. İnşallah diğer öykü kitapkarındakş edebi yönü daha çok anlayabilirim. Ama İçimizdeki Şeytan kitabındaki sofra sahnesini de göz önünde bulundurursak, Sabahattin Ali, en azından yazı masası başında çok saldırgan bir tavra sahip gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,9bin okunma
·
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.