·256 syf.····Okunma: 10 Eylül 2022 17:22 İçimizdeki Şeytan... Yine Sabahattin Ali ve yine hiç bitmesini istemediğim bir roman. Keşke daha fazla yaşasaydı ve daha çok roman yazsaydı diye içimden kaç defa geçirdim bilmiyorum. Öncelikle kitabı 2 farklı boyutta değerlendireceğim. İlk olarak bu romanın bir biyografi niteliğinde olduğundan bahsetmek istiyorum. Sabahattin Ali gençliğinde sıkı bir milliyetçi idi lakin Almanya'ya gidince orada birtakım arayışlar içine girdi ve düşünceleri tümden değişim gösterdi. Bu sebepten dolayı da milliyetçi ve muhafazakâr kesim ile birtakım fikir ayrılıkları yaşadı. Hüseyin Nihal Atsız, Necip Fazil Kısakürek, Peyami Safa sorun yaşadığı başlıca isimler. Kitabında da bu isimlerden izler barındırıyor. İsmet Şerif karakterinin boyun bölgesinde bir yara var ve yazdığı tek romanı olan "Yara"da kendinden bahsetmiş. Tıpkı Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda aslında kendisini anlatması gibi. En büyük sorunu yaşadığı, mahkemelik olduğu Hüseyin Nihal Atsız ise ana karakterimiz Ömer'in yakın arkadaşı, onu fikirleri ile zehirlemeye çalışan Nihat'tan başkası değil elbet. Nihal Atsız ve Sabahattin Ali'nin önceden sıkı arkadaş olmaları da bu ihtimali güçlendiriyor. Ömer.. Altın gibi bir kalbi olan ama iradesi de bir o kadar zayıf adam. Bu da Sabahattin Ali'nin bizzat kendisi. Gelelim şimdi 2. boyuta. Burada gerçek hayattan bağlantı kurmadan yalnızca kitap üzerinden gideceğim. Ömer arkadaşı Nihat ile yaşayan, boş beleş ipe sapa gelmez işler ile uğraşan, bir gün sonra ne yapacağı belli olmayan, para ile de işi olmayan sadece karnını doyurma derdi olan bir karakter. Ta ki bir gün vapurda ilk gördüğü anda sevdalanacağı, yanında kendini unutacağı Macide'yi görene kadar. Ömer bu gördüğü kıza aşık olur ve onunla tanışır. Tanışmaları pek de zor olmaz çünkü kız Ömer'in uzaktan akrabasıdır ve kendini çok da rahat hissetmediği bir evde kalmaktadır. Memleketten İstanbul'a okumaya gelmiştir. Bir gün memleketteki babasının ölüm haberini alınca kızın hayatı hepten değişir. Kaldığı evdeki insanlar da ne para geliyor ne bir şey mantığı ile açıktan olmasa da kızı evde istemediğini hissettirirler. Bu baskılardan bunalan kız Ömer'e kaçar. Ömer dediğim gibi para ile işi olmayan cebinde metelik olmayan, iradesi zayıf, arkadaşları tarafından yönlendirilen bir karakter. Peki aşk bu kadar iradesizliği, dengesizliği, güçsüzlüğü kaldırabilecek midir? Kitap bize bu sorunun cevabını veriyor. Eserin Kürk Mantolu Madonna'dan eksik kalır hiçbir yanı yok. En az onun kadar okunmalı, hissedilmeli, üzerinde düşünülmeli. Herkese iyi okumalar:)