Puan vermedi·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Eylül 2022 17:39 Çocukluğum Ankaralıların kısaca “96’lar” dediği, Kolej semtinde bulunan
96’lar Apartmanı’nda geçti. Alışılmadık derecede büyük, birbirine bitişik
sekiz bloktan oluşan, yekpâre bir dikdörtgen kütleydi 96’lar. “Almanlar
yapmış” derlerdi. Mütevazı insanlar, daha ziyade memurlar otururdu bu
koca apartmanda. 96 (+4) dairesi, yüksek tavanları, devasa pencereleri, balkon
mozaikleri ama en çok da yan cephesine çakılı “96” tabelasıyla kendi başına bir
dünyaydı. Uzun yıllar sonra, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Bina Kimlikleri
Söyleşileri’nde tesadüf edene kadar, 96’lar’ın özel niteliklerini bilemedim. Oysa
modernizmin babalarından Le Corbusier’nin ayak izini sürüyordu 96’lar ve onun
Marsilya Bloğu’yla benzeşiyordu. Tarihi 1957’ye uzanıyordu, mimarı Arman
Güran’dı ve inşasında Almanların çalıştığı doğruydu. Türkiye’nin büyük ölçekli
tek yapıdan oluşan ilk konut örneklerindendi. Peki ama neden bu kadar büyüktü?
Sebebi, şehrin İkinci Dünya Savaşı sonrası hızla artan nüfusuna ve orta sınıfın
barınma ihtiyacına çare bulmaktı. Bu dev yapı inşa edildiği semti değiştirmiş, bir
site olduğu halde etrafına parmaklık örmemiş, civarında derin izler bırakmıştı.
Gelgelelim, bu özel yapıda bugün bile geçmişe
dair ne bir tabela bulunur, ne de bir bilgi kırıntısı.
Ankara’nın tarihine tanıklık etmiş geniş cephesine
baktığınızda, güzelim dalgalı korkulukların
sökülüp yerlerine tektip PVC balkonlar geldiğini
görmeniz işten değildir. “Bilmeyen ne bilsin bizi,
bilenlere selam olsun” der sanki 96’lar, şair gibi.
96’lar yalnız değildir. Ankara ve nice şehrimiz,
modern mimarinin düz çizgilerini taşıdıkları
için kimi göze pek “estetik” ve çok da “tarihi”
görünmeyen, bu yüzden de hak ettikleri ilgi ve
bakımdan yoksun özel yapılarla doludur. Bu
örneklerden bazıları da Ankara Ulus’ta bulunur.
Şimdi onlardan birinin, 100. Yıl Çarşısı’nın, yani
Ulus Meydanı’nın ilk modernist yapılarından
birinin, bir kültür varlığının, toplumsal bellekte
yer tutmuş bir alanın yıkımı tartışılıyor.
Yıllar sonra, geçen ay Ankara’da Tunalı Hilmi
Caddesi’ndeydim. Kimbilir kaç kuşağı büyütmüş mekânlar buhar olup uçmuştu.
Tanıdık, ama yabancıydı caddemiz. 43 yıldır değişmeden kalabilmiş Kıtır’a
girdiğimde belki de bu yüzden şaşakaldım. Eski ahşap bankları, vitraylı lambalarıyla
geçmiş ve bugün, karşımdaydı. “Lütfen oturun. İstediğiniz kadar kalın” dedi bir
çalışan. Sadece bir lokanta değildi artık burası, eski bir dost, bir bellekti. Ankara
Büyükşehir Belediyesi’nin de eski dostlarımıza, hafızamıza sahip çıkması umuduyla.