Yazar bu kitabı, hayatı ve aşkı hissedenlerle paylaşmak ve aşk ile ilgili soruları olanlara daha fazla bilgi ve kaynak bulmalarına yardımcı olmak için yazmış.Öncelikle; ilk görüşte aşkta veya kişiyi uzun süre tanıdıktan sonra aşık olunduğunda beyindeki süreçlerde fark olur ve özellikle imgeler birbirinden oldukça farklıdır, diye belirtmiş.
Cinsel ilişki ile duygusal yakınlaşmanın arasındaki ince çizginin genellikle çocukluk çağındaki eğitimle belirlendiğini ve ten temasının karşımızdaki kişinin duygularını ve zihinsel yapısını anlayabilmemiz açısından önem arz ettiğini dile getirmiş. Bu durum hemcinsinsimize olan sevgimiz veyahut karşı cinse olan sevgimiz ve aşkımızda da kendini gösterir tabi ki. Yazar, bebeğin; annesinin kucağındayken annesinin kalp atışlarının onu rahatlatacağını ve hatta ileriki dönemlerde çocuğun akademik başarısı açısından bunun önemli olduğunu belirtmiş. Beyin kabuğunun tam üst orta yerinde dokunma ve dokunduğunu hissetme alanları varmış. Sezgi; insan sevgisi, doğa sevgisi ve aşk ile artar ve sezgi arttıkça farkındalık da hızlanırmış. Ve aşka yolculuk başlarmış. Peki, siz aşık olduğumuz kişiye dokunabiliyor musunuz? Diye soruyor yazar. Onu bilemiycem ama Allah’ı canı gönülden zikrederken sevdiğim bir kişinin kalp atışlarını dinlemeyi araya sokarak bunu çok daha verimli başarabildiğime inanıyorum, özellikle annemin kalp atışlarında. Bu da bir nevi aşk, Allah aşkı. Ve o kalp atışları kulaklarımdan hiçbir zaman eksilmedi.
Ona göre aşkı bütün olarak hissetmek güçleşmiş, parçalarıyla idare edecekmişiz. Romantizm, realizm, sembolizm, kübizm ve başka ...izmlerin altında.
Filmlerden ve şiirlerden aşk üzerine kesitler...ayrıca karşılıksız aşkını duygusal ekspresyona çevirenler...
“Bir sevgi vardı dağın sırtında yük
Taşır gider nicedir büyük mü büyük
Sanki kımıldar çayırda çiçekte dallardan
Doyulmaz olur artık yok olmuş masallardan” F. Hüsnü Dağlarca.
Eski zamanlarda ve günümüzde romantik mi yoksa realist aşk mı tercih ediliyor, sorusunu yanıtlamaya çalışmış. Ve aşk ve cinselliğin aynı anlamda kullanılıp kullanılamayacağını. Yani bu aslında hayal ve aktarım ile alakalı. “Ten insanın sınırlarını işaretler, nerede bittiğini gösterir.” Aşk ve cinsellik; bir arada mı olmalı yoksa biri öncelikli mi olmalı? Bence tamamen göreceli bir durum.
“Ten, Ben ve Gen” adlı kitaptaki şu alıntı dikkate değer: “Birey, ne kadar cinselliğini üreme yetisinden ve ‘zorunluluğundan’ koparak gerçekleştirirse cinsellik o kadar kendisini ölümden koparmış olur ve yaşam içgüdüsüne hizmet etmeye başlar.”
Kadınların bağlılığının daha fazla gelişmesi, östrojen hormonunun fazla olmasından kaynaklıymış. Aşık olduğunuz kişinin kokusunu değerlendiren sinir hücreleri, beyin ve omuriliğin birleştiği kritik bölge olan beyin sapındaymış. Aşık olan insanla olmayan insan arasındaki beyin farkı konusunda çalışmalar varmış. İlerde bunun için MR randevusu alabiliriz ama bu randevuları özel hastane hariç genelde 4 ay sonra verebildikleri için o zamana kadar duygular da değişmiş olabilir :)
Ayrıca ilişkilerde yalan dışında tarafların yaptığı en büyük yanlış, kişisel özelliklerini ve partnerinden beklentilerini gizleyip ilişkilerini sürdürmeye çalışmalarıdır. Çözümden ise insan kaçmamalı.
Ünlülerin aşk ile ilgili düşüncelerine kısaca değinilmiş ve “aşk, rutin hayattan uyanmak mıdır?” sorusu sorulmuş. Değişik kişiliklere göre yaşanılan aşklardan bahsedilmiş. Ahlak tanımları üzerinden aşk tanımlarını yapmaya çalışmış. Aşkın beyindeki yerlerini nörolojik açıdan incelemiş. Kadınların beyin ağırlığı, erkeklerin beyin ağırlığından ortalama 150 gr. Daha azmış. Ama bu önemli değilmiş. Çünkü önemli olan hücreler arası kurulan bağlantı yoğunluğu yani işlevsellik. Ve kadınların zihinsel yapısı, erkeklerinkinden daha karışık.
“Seninle bağlılığımız, hoş bir anlaşma işte
Fakat bu bağlılık, ruhu ezmekten de boş kalmıyor
Akşam
Güneş batarken sükun içinde bunu düşündüm:
Fena değil .............................. ağlamaya değse hayat!” Tevfik Fikret.
Bellek, empati, dürtüler, heyecan, mutluluk, hormonlar, kaygı, şiddet, kıskançlık, alışkanlık, ödüller gibi kavramların beyindeki karşılığını ve aşkta rol oynayan kimyasal maddeleri yazarın açıklamalarıyla bu kitapta bulabiliyorsunuz. Çünkü yazar Bülent Madi, bir nöroloji uzmanı.
Gelgelelim, aşk;
devam ettirilebilir bir duygu mu? Tabi ki bunun bir cevabı yok.
Gürültü ister mi? Tabi ki istemez. Bir aşk şiiri, kahramanlık şiiri gibi bağırarak okunmaz. İnsan ruhuna seslenmek , gürültüyle olmaz. Hem sınır hem de sınırsızlık ister, değişen zamanda kültürlere göre.
Misal: yakışıklı bir erkek fotoğrafı, kadınlarda nasıl bir his uyandırır? Diye sorsak “kadınlar kriptolog değildir çünkü erkeğin şifresi yoktur” diyorlar. Ve bir erkeğin bir kadını anlamaya çalışmasına “kriptoloji” (şifre kırma bilimi, eğer gerçekten anladıysa da o adama “kriptolog” diyorlar. Açıkçası gözümde bir “terminatör” canlandı :) Kitapta şu ana kadar şifresi kırılmayan bir bilgisayar sistemi yok, yazıyor. Ama ben, CIA merkez binasının önünde yer alan Kryptos adlı heykeldeki şifreli mesajlardan dördüncüsünün hala gizemini koruduğunu okumuştum, bir bilgisayar sistemi değilse de. Yazar diyor ki: şifreleme sadece bir kullanımlık ise çok kolay çözülecek şifreler, aşk için uygun mudur? Çok tatlı bir soru :) demin erkeklerin şifre çözücülüklerinden bahsetmiştim. O halde âşık olan; erkeklerdir, tahmininde bulunuyor yazar. O halde kadınlar, şifre çözmeye gerek duymuyor mu ya da çok az uğraşarak mı bu şifreleri çözüyorlar acaba. Daha da fenası, karşı cinsin şifrelerinin olmadığını mı düşünüyorlar. Bu düşünceler, böyle sürüp gider.
Peki siz; aşık olduğunuz kişinin duygularını anlayabilmek için davranışlarına mı, size yazdığı yazılara mı, söylediklerine mi daha çok dikkat edersiniz ya da başka neye?
Kitabın devamında yazar; bir sanatçının ve eşinin beyinlerinde neler olduğunu ve bunu sanatçının sanatına nasıl yansıttığını ifade ediyor. “Modigliani, Jeanne Hebuterne’nin portresi ve filmi.”
Yazar, ayrıca arzu ve uyuşturucunun aşk ile olabilecek benzerliklerine de değinmiş. Aşkın biyolojik bir hedefi yerine getirip getirmemesi konusunu açmış.
“Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrene görsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.” Melih Cevdet Anday.
Nereden kaybediyoruz aşkı?
Bunun çokça cevabı var.
Bazen de aşk, kaybedildikten sonra daha çok etki bırakır. Belgesel tarzda görülen “all that jazz” filmindeki gibi. “aşkın aranması ve yaratıcılık” . Yazar, sonunda ölüm olsa bile aşk yaşamaya değer, diyor. Ve şarkının isminin çevirisi olan “aşkımı Portofino’da buldum” başlığını atıp, açıklıyor. youtube.com/watch?v=QRLicHK... evet, bu şarkı, en sevdiğim unutulmayan slowlardan...
Evet olmazsa olmaz diyebileceğimiz “aşk ve dans” . Aşkın dansı olan tango; nörobilimde orta yaş sonrasında görülebilecek bazı ilerleyici hastalıkların geciktirilmesinde, tedavisinde ve yaşama keyfinde kullanılıyormuş.
Aşkın ölçüsü, ilacı var mı? Ve daha soruların nicesi ortaya çıkıyor.
Ve yazar kitabına bir şiir ve High Society filminin sonundaki cümle ile son vererek duygusal bir kapanış yapıyor.
Bu kitap çok hoşuma gitti, değişik bir havası vardı. Başka okurlara önerebilirim ,okumak, artık, tercihinize kalmış.