Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 21 Ağustos 2022 00:00 "Babamı öyle çok öyle derin öyle şefkatle seviyordum ki içten içe hep bugünün gelmesinden korkuyordum." Evet kitaptan bir alıntıyla başlamak istedim.
Takvimler 10 Haziran 2020'yi gösterdiğinde yazar koronavirüs sebebiyle hiç beklemediği şekilde babasını kaybediyor. Kardeşinden bu acı haberi alınca çok derinden sarsılıyor, adeta yıkılıyor. Yazarın yas döneminde o yoğun taze acıyla hissettikleri, düşünceleri, hatırladıkları, unuttukları ve yaşadıkları diyebiliriz kitap için.
Ölüm... Buz gibi bir gerçek. Dünya üzerinde insan için daha önemli daha gerçek bir şey yok sanırım. İnsan kendine ve sevdiklerine yakıştıramıyor belki ancak o gün bir gün geliyor istemesekte.
"Sevgi bilinçsizce de olsa kederin size asla dokunmayacağını düşünmek gibi hezeyanlı bir kibrin içine mi sokuyordu insanı?" diye soruyor yazar. Her şey güzelken, henüz sağlıklıyken sanki hep öyle sürecek diye düşünüyoruz. Ancak gördüğümüz üzere hayat her zaman iyiyi güzeli değil ne zaman ne göstereceği çoğu zaman belli olmayan, iyiyi olduğu kadar acıyı da içinde barındıran bir döngü.
İnsan ne kadar güçlü olursa olsun ölüm karşısında zayıftır.
Velhasıl kitap için; babasını kaybeden yazarın, kayıpla derin bir iç hesaplaşması, yalnızlık ve hayal kırıklığını dile getirdiği kişisel iç döküşü denebilir.
Son olarak yazarın 2012 yılında yapmış olduğu "Hepimiz Feminist Olmalıyız" isimli TEDx konuşması mevcut.
Kitaptan bir kaç alıntı ve son.
İyi okumalar!
"Hayatın en kötü günü diye bir şey varmış ve lütfen sevgili evren bundan daha kötüsünü istemiyorum."
"Ölüme hissettiğim yakınlıkla, kendi ölümlülüğümün farkındalığıyla dolu, incelikle işlenmiş güçlü bir ses yazılarımdan dışarı taşıyor."
"Babamdan geçmiş zamanda bahsediyorum ve babamdan geçmiş zamanda bahsettiğime inanamıyorum."