Slovenyada yaşayan Veronika hayatının monotonluğundan sıkılmış ve artık hayattan hiçbir beklentisi kalmadığı için ölmek isteyen genç bir kız. İlaç kullanarak intihar ediyor. Bir haftalık bir komanın ardından hayata dönüyor ancak gözünü açtığında kendisini Villete de bir akıl hastanesinde buluyor. Üstelik kullandığı ilaçlardan dolayı kalbi hasar görmüş ve birkaç gün içinde öleceğini öğreniyor. Bu kısa süre içerisinde hayatını gözden geçiriyor ve yaşadığı hayatın da intihar etmek istemesinin de tek sorumlusunun kendisinin olduğunu anlıyor. Üstelik bu süre de çevresindeki diğer hastaların da hayatlarını gözden geçirmelerini sağlıyor.
Tıpkı Veronika gibi bizlerde kendi tercihlerimizi yaşıyoruz. Aslında kendi tercihlerimizi yaşadığımızı savunurken toplumun bizlere dayattığı hayatı yaşıyoruz. Toplum tarafından belirlenen normlara göre şekilleniyor hayatımız. Birazcık sorguladığımızda "deli" yada "farklı" olarak nitelendirilip dışlanıyoruz. Ama kendi hayatımızı kendi istediğimiz şekilde şekillendiremeyeceksek nasıl yaşadığımızı söyleyebiliriz ki?
Bir yer de okumuştum "kendi hayatınızın figüranı değil baş rolu olun" diye. Baş rol olamayacaksak birey olmamızın ne önemi var? Bizlere dayatılan hayatı neden tek düze yaşıyoruz? Bizlere yanlış geldiği halde neden bir şeylere değiştirmek için uğraşmıyoruz, çabalamıyoruz?
Demek istediğim var olan düzene isyan etmek değil yaşamı daha da güzelleştirmek. Araştırıp, öğrenip daha güzel ve daha yaşanılabilir toplum kuralları ile toplumu yönetmek.
Hayatımızda şikayetçi olduğumuz her şey bizim seçimlerimiz. Hayatımızdan şikayetçiysek çözümü başka yollarda değil kendi içimizde aramalıyız. Unutmayalım ki değişim kendimizle başlar. Önce kendi hayatlarımızı değiştirmeliyiz bunun içinde harekete geçmek gerekiyor. Hayatı akvaryumdan izlemeyi bırakalım. Kendi hayatımızda biz söz sahibi olalım.