·400 syf.····Okunma: 27 Eylül 2022 11:53 Kitabı alalı neredeyse 3 yıl olmuş. Aldığım dönemde özellikle konusu bakımından yere göğe sığdırılamıyordu. Bir merak almıştım, sonra sonra heralde kitabın pazarlaması bitince olumsuz yorumlar gün yüzüne çıktı, okuma önceliğimi çektim. 3 yıl kadar :D
Konusu:
Kitap tarih belirtmemekle birlikte at arabalarının kullanıldığı, 'vahşi batı' dönemlerinde geçiyor. Yer olarak da sanırım hayali bir kasabada. Zaten arka kapakta yazdığı üzere, baş karakterimiz Carol hastalıktan muzdarip ve ara ara 'uğultu kasabası' olarak adlandırdığı bir koma haline geçiyor. Burda yapabildiği tek şey aşağıya düşmek. Dışarıdan bakıldığında ise Carol'u gören birisi çok rahatlıkla onun öldüğünü düşünebilir. Çünkü nefes alması ve nabzı takip edilemeyecek kadar çok azalıyor. Bu hastalığı kimse bilmiyor, kocası ve eski sevgilisi dışında. Yine bir koma haline geçtiği bir dönemde kocası Carol'dan kalacak olan mirası elde etmek için sahte bir ölüm belgesi hazırlayarak cenaze işlemlerine başlıyor. Kocasının kaçırdığı detay ise Carol'un hastalığından eski sevgilisinin de haberi var ve bu adam bir numaralı kanun kaçağı..
Değerlendirmem:
Kitap benim için yarı-fantastik sayılır. Başlarda sadece hastalığın tıbben fantastik kalmasıyla başlayan bu düşüncem, sonralarında kitaba hayali bir varlığın eklenmesiyle sağlamlaştı. 'Vahşi Batı' hayranı olduğum bir dönem değil, kitap yer ve zaman belirtmese de o dönemlerin öğelerinden beslenilerek yazılmış. Kitabın kurgusunda, başından sona kadar hep bir havada kalmışlık var. Mesela neden kasaba doktorları Carol'un hastalığından eskiden haberdardı, şimdi değil? Ara ara bu koma haline geçen Carol'u daha önce hiç mi fark etmediler? Zaten hastalığın ütopikliğini bilimsel açıdan geçiyorum. Yemek, su ihtiyacı 2 gün boyunca hiç karşılanmamış kişinin güzelliğinden bir şey kaybetmemesini geçtim tuvaletini hiç yapmamış olması şaşırtıcı. Zaten dakikada 2 soluk alan birisinin ve kalbi 2 kere atan birisinin yaşaması namümkün :D Ama bu hastalık kısmı kitabın fantastik kısmı olduğu için çok takılmadım. Kurgusal açıdan ise şerif, mezarcı ve doktorun ifadeleri gibi karmaşık oturmamış çok detay var. Sonrasında Yol'daki kanun kaçakları ayrı bir mesele. Şu her kötü karakter betimlemesinde kullanılan klasik yarı-deli bir yan karakterimiz de var. Hem de bacakları yağ dolu olanından.
Ama kitapta bir detay var ki okurken tamam bu kadar da değil dedirtti. Kitapta yazar birçok karakterde benzer konuşmaları konuşturuyor. Mesela 'cehennemdeki cennet aşkına' veya 'domuz b*ku' kelimelerini onlarca kez okuyorsunuz. Bu kadar b*k dolu kelime okumaktan gına geldi diyordum ki tam, karakterin birinin ten rengini betimlemek için yazar at sidiği rengini seçmiş. Yani ne diyebilirim ki, ben yoruldum hayat gelme üstüme :D