Satranç, Stefan Zweig’in yazdığı muhteşem romanlarından sadece bir tanesidir. Kitabın geçtiği yer New York’tan Bunos Aires’e giden bir gemidir. Gemide yazarımız dışında Mirko Czentovic adında bir dünya şampiyonu da vardır. Ayrıca onu yenmeye cüret edebilecek derecede iyi satranç oynayan fakat hayatında hiç satranç oynamamış olan Dr. B. Adında bir avukattır. bir diğer karakterimiz ise gerçekten bir yan karakter diyebileceğimiz Mc Connor’dır, zengin petrol yatkları olan bir iş adamıdır bu yan karakterimiz. Hikayede pek adı geçmese de hikayeye canlılık kazandırmayı başarmış olan bu karakter gemide yapılan satranç turnuvalarına olan ilgisini net bir şekilde görebiliyoruz. Ayrıca kitapta anlatılan iki hasımın hayatları bize yazarımızdan pek söz ettirmeye galip gelemiyor.
Kitapta sayfalarca anlatılan Mirko ve Dr. B’nin hayatlarından bahsedecek olursak Mirko ile başlamak en olası şeymiş gibi gelir. Mirko, babasını kaybetmesinin ardından bir peder onu büyütür. Çocuk anlamakta, öğrenmekte, iletişim kurmakta zorluk çeker, ki kitap içeriğinde de pek fazla konuştuğu görülmez, Peder bir gün tesadüfen Mirko’nun satranç yeteneğini keşfeder. Köydekilerle oynan partileri kazanmasıyla çocuğun hayatı değişir. Peder onu daha üst mevkilere götürür ve Mirko zamanla ödül üstüne ödül alır. Bir diğer hayatından özet geçecek olduğum karakterimiz olan Dr. B savaş sırasında Gaspeto tarafından tutklanmış olan Dr. B tutukluluk zamanında bir satranç kitabını çalmasıyla satrançla tanışan avukat, satrancın tüm kurallarını ezberlemiş ve defalarca kendi kendine tekrar ederek zaman öldürmüştür, ki bu sayede dünya şampiyonu olan Mirkoy’u yenebilmiştir.
Hikaye yazarın arkadaşının gemide Czentovic’i görmesi ve bunu yazara bildirmesi ile başlar. Yazar dünya şampiyonun dikkatini çekebilmek için oynadığı birkaç partiden sonra Mirko onları fark etmiştir. Ve bir gün Mirko ile oynanan bir partide Dr. B’nin oyuna katılması ile devam eder Czentovic ile oynamak için bir plan yaparlar. İlk partide kaybetmeyi göze alamayan Mirko oyun taşlarını koluyla devirmesiyle ikinci partiyi teklif eder ve Dr. B bunu kabul eder fakat bir süre sonra kriz geçirir ve oyunu bir daha oynamamak üzere oyundan ayrılır. Sonuç olarak Dr. B, Czentovic’i yenmiştir. Kitabın yapı ve biçimini ele alacak olursak. Almanca çeviri olmasından dolayı günümüz Türkçesi kullanımı kaynaklanmasından yabancı sözcükler nadiren karşımıza çıkar. Bazen uzun betimlemeler bulunan kitabın bu sayfaları benim sıkıcı geçti fakat her zorluğun ardından güzel bir son bekledim kitaptan ve sanırım isteğimin karşılığını aldım. Kitapta somut şeyleri soyut hale getiren bölümler beni kitabı daha çok okuma isteği getirdi. Bence bu alıntı ile düşüncemi desteklemiş olurum; “Hiçbirşey yapmadılar –sadece bizlerin en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirirler çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır baskı uygulamaz.”.
Sonuç olarak satrancın bağ olduğu geçmişte yaşadıklarını ruhunda taşıyan iki hasımın karşılaşması sonucu oluşan yenilgi. Bu yenilgiyi doğuran Dr. B’nin tutsaklık anlarında eline geçen kitap mıdır yoksa Czentovic’in duygusal bir o kadar da acayip geçen hayat hikayesi midir bilinmez fakat ruhun her an nasıl davranacağı belli olmayan bu son böyle bir akışa sahip olan bir kitaba gereğiyle layık olmuştur. Benim şahsi görüşüm kitabın tamamen mükemmel oluşudur. Biraz uzun olsa yada biraz daha az detay verilse Satranç kitabı bu kıvama gelir miydi bilemeyeceğim. Ama olağanüstü yazarımızın bu mükemmel kitabı benim için bir şaheser değerinde.