Ekim Ayı Öykü Etkinliği...
#182096893
Elimdeki ekmekler ile birlikte yere yığıldım.İlkin bu kapıdan keşke hiç girmeseydim dedim, yine... Kafamı kaldırıp bakmaya korkuyordum, gerçeğe göz değdirmekten korkuyordum. Bir süre inanmadım, inanmak istemedim. Sonra göz ucuyla baktım ona. İlk önce aşağı sarkmış ayaklarına, sonra da tavana asılmış başına baktım. Son kez bakar gibi baktım. Gerçekti. Yavaş bir şekilde ayağa kalktım. Vücudum çoktan bağımsızlığını ilan etmiş, inlemeler içinde titriyordu.
O ölmek istemiş, kurtulmak istemiş. O an ve bir kere, sadece kendini düşünmüş. Bunu bile ilk ve son kez yapabilmiş. Kurtulacağını biliyormuş ama yüzündeki öfke, korku, endişe yer değiştirmemiş. O koca cüssesi ruhundan sıyrılsada, ifadesinde, var olduğu günden ;bu asılmaya kadar olan tüm yaşanmışlıklar işleyişini bırakmamış. Galiba o da biliyordu bir son, mutlu bir son olmayacağını artık. Karşısında beni de ölüme mahkum etmişti. Tek bir farkla: sadece onun üstüne toprak atacaklardı. Aynaya bakıyormuş gibiydim. Ve bana yansıyan öfke ile babamı aradım. Emir verir gibi eve gelmesini söyledim. Şimdi yollara nasılda öfke ile basıyorsun değil mi (?) baba!.. Kızın sana nasıl olurda emir verir, nasıl olurda seni bu saatte o leş kokulu, bereketsiz masadan kaldırır. "İşte şimdi hakketti dayağı." sözlerin kulaklarıma kadar geliyor gibi. Yıllarca haksız yere yedik biz annemle dayaklarımızı değil mi?! Ama işte ilk defa hakettik...
Hadi çabuk gel baba, gel de hakkımızı ver. Hakettiğimizi ver. Bekliyoruz...Ya da bekliyorum...
Kapı ardına kadar açık zaten, merdivenlerden yukarı aşağı inenler merak edip içeriye kafalarını bile uzatmadılar. Sami'nin evi ya burası, Nurten'i haşat etmek için bahane bulmasın diye, yok sayıyorlardı bizi...
İşte! Geliyor annemin katili. Kapı açık olmasına rağmen, yeniden açıyormuş gibi çarptı duvara, eli havada üstümüze, üstüme yürüyordu. Ve o anı gördüğünde, onun annemi kendini astığını gördüğündeki ifade bende her iki dünyada tazeliğini koruyacak. Üzüldü, korktu, kızdı, şaşırdı, ne yapacağını bilmeyen bir çocuk gibiydi. Annesinin çok değer verdiği bir mutfak eşyasını kırmış çocuk gibiydi işte. Ben ya ben, anneme o kadar bağlıyken bir damla gözyaşı dökememiştim. Ama o karşımda bana "kızım, n'oldu?" diye bakarak ağlıyordu. Annemin asılı vücudunda ulaşabildiği yere kadar uzanıp, "Nurten" diye ağlıyordu. Ben ardından "Onu sen öldürdün!" diyerek haykırmaya başladım ama o beni duymuyordu. Madem ki gidişine bu kadar yıkılacaktın, neden onu öldürdün ki baba! Madem sen, ne sebeple olursa olsun onun gidişine gözyaşı dökebiliyorsan neden onu çaresiz bırakacak bir hayat yaşattın...
" Dönn!!! Bana dön çabuk, bana bak Sami!"
Annemin ayaklarına sarılmış halde sustu ve yavaşça, korkarcasına bana dönmeye çalıştı. Kendine hem engel olmaya çalışıyor hem de merakına yenik düşüyordu o an.
Tüm bedeni annemin ruhundan ayrılınca, yine ne yapacağını bilmiyordu. Sıra onda. Oysaki bu sırası gelenin ilki annem olmamalıydı. Ama şimdi her şey bitmişken, namlunun ucunda olanın da gitmesi gerekir diye düşünüyorum. "Ben senin, bana da zindan ettiğin hayatı sadece şu küçük ekranda izliyor ve yaşıyorum baba. Filmlerde olduğu gibiyiz, mutlu son yok, son duanı et demelerim yok, bana engel olacak bir kurtarıcın da yok ama."
Tek el ateş ve kanlar içinde yerde yatan babam. Gözleri açık, annem gibi... Bizim ev sahibi olmamızdan dolayı, yukarıda en ucuz kirayı buldukları için taşınamayan ailenin mutluluğu için feda ettim ben bizi. Küçük Büşra, artık babamın sesinden korkmayacak, uykusunda ağlamayacak, annesinin çaresizce ona sarılışını istemeyecek. Şimdi feryatları, figanları, tek el ateşi de okulda olduğun için duymuyorsun. Sen mutlu bir anne babanın evladısın. Ben bunun bozulmasına izin vermedim...