·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Eylül 2022 00:00 Uzun bir süreye yayarak okuduğum bu kitap, hayatı anlamlandırma konusunda okunması gereken bir başucu kitabı olması gerekir. Son sayfalarda ki tavsiyeleri okumaya, izlemeye çalışmak son derece mühim.
"Bence insanların ve toplumların en gizli ve en tehlikeli sağlık sorunu manevi inanç ve değerlerde ki yozlaşmadır" diyen Doğan hoca, sağlık ölçütünün sadece bedensel bütünlükle tamamlanmayacağını, ruhsal, duygusal ve toplumsal maneviyatın sağlık açısından asıl ölçüt olması gerekliliğine vurgu yapmaktadır.
Hayatı değerli kılmak adına önemli gördüğü değerleri vurgularken, anılarını paylaşırken ve Türk toplumunun asıl sorununu irdelerken, toplumun kendisini nasıl düzelteceği hususunda bir çok püf noktadan bahsetmeyi de ihmâl etmiyor.
"Yaşamında kendin olarak ne kadar varsın ve temel duyguların neler?" diye yönelttiği soruya çok değerli cevaplarıyla hayatımıza bir yol inşa ediyor.
[Aşağıda eserden alıntı cümlelere yer verilmiştir.]
Danimarka ve İsveç Kuzey Avrupa ülkeleri ile Libya ya da Irak gibi Ortadoğu ülkelerini mukayese eden Doğan hoca "İnsanın birey olarak gelişmesine saygılı olan kültürlere sahip toplumlarda gelişim görürsün, devrim görmezsin. Her aile içinde, her kurum içinde genel olarak toplumlarda gerginlikler oluşur, tartışılır ve yeni kararlar alınır ama askerî darbeler ya da devrimler olmaz. Neden? Gelişerek değişen bireyler aileleri, kurumları, yönetimleri ve sonuçta toplumu değişime götürür." diyor. Fakat devrim ile darbeyi aynı bağlamda değerlendirmek farklı sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Devrimin ne şekilde gerçekleştiği bu hususta ön plâna çıkmaktadır. Örneğin Osmanlı'nın yıkılış dönemini, yani Cumhuriyetin kuruluş devrini ve 1960,1980 askeri darbelerini karşılaştırdığımızda bu durumu daha iyi açıklayabiliriz. Cumhuriyet devrimiyle birlikte Doğan hocanın bahsettiği "insanın birey olarak gelişmesine saygılı toplum" inşası eğitim gibi inkılaplarla oluşturulmaya başlanmıştır.
"Savaşa gerek yok! İşbirliği yaparsak bu imkânlar sana da bana da yeter; öyle ki sadece bu nesle değil, gelecek nesillere de yeter, anlayışı yayılıyor. Birleşmiş Milletler'in kurulması bununla ilgili atılmış bir adımdır." diyen Doğan hoca zannımca burada bir çelişkiye düşmüştür. Çünkü "Biz" anlayışının beynelmilel olmasını savunurken aynı zamanda Birleşmiş Milletler gibi bir örgütü örnek göstermesi Şark toplumlarını düşündüğümüzde eksik kalmaktadır. Birleşmiş Milletler'in "Biz" anlayışı sadece Batı toplumlarında uygulama alanı bulabilir niteliktedir.
Bu kısa eleştirilere dikkat çekmek istedim. Doğan hocanın üstüne basa basa vurguladığı hümanist yaklaşımın " biz" kavramına dönüşmesi ve korku kültürü ile gelişim odaklı kültür arasındaki ayrımın uygulama alanı bulunduğunda ne tür sonuçlarla karşılaşıldığının ayırdına varmak toplumsal dönüşüm için elzemdir.