·779 syf.····Okunma: 07 Ekim 2022 23:59 Dostoyevski Rusya'sı modernizmin sıradan insanların psikolojisi ve yaşantısına etkilerini en çarpıcı örneklerle sunuyor. Dostoyevski bu örnekleri toplayıp süzerek romanlarında toplamış. Bu bakımdan Dostoyevski, modernizmi ve postmodernizmi anlamakta adeta bir müze niteliğinde.
Tanrı'nın öldüğü dünyada sıradan insanlar ne yapmalıydı? Bazıları Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'u gibi nihilizme kapıldı bazısı da Ecinniler'de olduğu gibi ideolojik düşüncelerle sürüklenen kitlelere karıştı. Bir de pek az sayıda ortodoks değerleri hâlâ sürdürmeye çalışan, genelde çevresi tarafından "Budala" diye yaftalanan birtakım insanlar vardı. Prens Mışkin de ortodoks etiğinin çocuksu masumiyeti ve saflığını, affediciliğini, acıma duygusunu ve yardımseverliği sürdüren nadir kimselerden. Fakat o da tanrının öldüğü çağda yaşıyor, bu yüzden insanın içinde ölçüyü ve doğruyu fısıldayan tanrısal sesten yoksun. Böyle olunca her ne kadar niyeti safça da olsa istenmeyen durumlara yol açıyor. Bunun en çarpıcı örneği büyük bir acıma duygusuyla, iyi niyetle birine yardım ederken başkasına zarar vermesi hatta istemeden sahtekar bir insana dönüşmesi.
Mışkin'i okurken aslında tanrısız çağa gelmiş bir İsa'yı izliyoruz. (Mışkin'in babasının ölmüş olması da tanrının ölümünü simgeliyor) Tanrının rehberliği olmadan iyi değerler taşısa bile prensin savrulduğuna, zavallı şövalyeye dönüştüğüne şahit oluyoruz. Zaten çağın tüm karakterleri (en sıradanı bile) bir don kişot, bir zavallı şövalye. Çoğu da, dar kafalı olsun ya da kafası çalışsın, olağanüstülük peşinde koşarken aptalca ve zavallı durumlara düşüyor.
Romanda bir soru sık sık yineleniyor satır aralarında: "Ne diye yaşamalı?" Bu soruya cevap ise kitabın başından sonuna idamdan bahsedilerek veriliyor. Çünkü yalnızca bir idam mahkumu kilise kulesinden yansıyan ışığa aşık olabilir ve beş dakikayı bir ömre dönüştürebilir.