·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ekim 2022 12:30 SOĞUK DERİ
“Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız ve aynı nedenle de sevdiklerimizle asla büsbütün yakın olamayız “bu alıntıyı okuyunca beni nasıl bir içerik bekliyor diye merak ederek başladım. Ve şaşırmadım çünkü girişi gibi harika bir heyecanla devam etti, hiç düşmedi heyecan ve merak.
Albert Sánchez Piñol Katalanca yazan bir yazar. Antropoloji eğitimi almış. Soğuk Deri yazarın ilk romanı olmasına karşın Uluslararası camiada da tanınmasını sağlamış, oldukça da başarılı bir eser olmuş. Kaleminin gücü, imgesel anlatımı şaşırtıcı bir etki bırakıyor insanın üzerinde.
Prospero kitaplığının birinci kitabı; Soğuk Deri
Nedir bu prospero; Jaguar Yayınlarının Prospero kitaplığı dizisinin ilk kitabı. Prospero, Shakespeare in fırtına adlı oyununda ki bir karakterdir ve şöyle bir tanım yapar Jaguar kitabevi: “Shakespeare’in Fırtına’sında Prospero, kızıyla birlikte on iki yıl yaşamak zorunda kaldığı adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlığın kendi rüyalarını (ütopya), kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmaktan başka çaresi kalmamıştır artık “ bu kitaplara bu ismin verilmesindeki sebep.
Kitabın konusuna gelirsek;
Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Antarktika yakınlarında küçük bir ada, bu adaya bir yıllığını bir meteoroloji uzmanı gelir. Bu ada o kadar küçük ki düşünün haritada yerini zar zor görebiliyorsunuz, yakınlaştırınca. Adaya giden uzmanın derme çatma evinin yüz metre ilerisinde yaşayan deniz fenerinin ketum görevlisi; Batis Caffo.
İlk başta sessiz sakin görünen bu adanın gece enteresan misafirleri vardır. O adaya gelirken kendi iç yolculuğunu yapıp, bulunduğu ortamdan kaçmak isteyen uzman beklediği sakinliğin hiç olmayacağını o ilk gece gelen değişik vahşi varlıkları gördüğünde anlamıştır. Getirdiği kitaplardan kendine set yapan uzman sabahın ilk ışıkları ile kendini deniz fenerinin ketum bekçisi ile karşı karşıya bulur. Güç birleştirme isteği geri çevrilmez ve artık fenerin iki bekçisi ve adanın iki sakini vardır.
Kendini bulma yolculuğu olarak bakmak sanırım kitabı bitirince düşündüğüm şey oldu. İnsan kendini, içindeki ‘öteki’ beni keşfetmek için kaçmalı mıdır herkesten? Sığınmalı mıdır sessizliğin derinliklerine, kuytularına?
Birde kendinizi yerine koyunca karakterin, acaba dedim ben orda olsam onlar mı ben’leşirdi, ben mi onlar’laşırdım? İnsanın öteki ile savaşı, kim bu öteki kitabı okuyun karar verin.
Peki ya siz, siz olsanız ne yapardınız, siz ve ötekiler, sen ve o…
*“Ağladıktan sonra, hiç olmadığı kadar özgür düşünürüz.” Gerçekten ağladıktan sonra olmak istediğimiz biz mi oluruz?
*“İnsanoğlunun mutsuzluğunu süreklileştiren şiddet sarmallarının yönettiği bir dünyada kalmak istiyor muydum? Yanıtım, hayır, asla ve hiçbir yerde’ydi ve bu yüzden insansız bir dünyaya kaçmayı seçtim.”