·504 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ekim 2022 02:08 Sus Barbatus, okurken soğuk havayı iliklerimize kadar hissettiren bir başlangıçla karşılıyor bizi. 1979 kışı, Ç.’nin köyleri çok zorlu bir kış geçiriyor. İnsanlar yokluk, sefalet ve açlık içinde. Biçareler soğuktan, açlıktan ölmemek için kendilerine çözüm yolu arıyorlar. Onlardan biri de Kenan. Duymuş birinden. Domuz avlayarak onu gidip kasabada kasaba kestirecek sonra da İstanbul’a götürüp gâvurlara satacak. Nasıl olsa onlara günah değil. Herkes ona yarım akıllı der, gebe karın var, aklını başını al der. Ama o bildiğini okur. Bir tüfek bulur. Sus Barbatus’u öldürmek için o kara kışta ormana gider.
İşte böyle bir başlangıç ile başlıyor roman. İlk bölüm sadece Kenan ve karısı Zeynep’in öyküsünü öğreniyoruz. Toplam 4 bölümden oluşan romanın ikinci bölümünden sonra köydeki diğer karakterler kendilerini tanıtmaya başlıyorlar. Yoklukla ve soğukla mücadele eden klasik bir köy romanı okuyacağımızı zannederken diğer karakterlerle birlikte 12 Eylül olaylarının patlak vermeye başladığı zamanların içinde buluyoruz kendimizi.
Doktor köye geldiğinde gördüklerini “Kapkara bir şeyler vardı bu köyün içinde. Herkesin yüzünde korkunç bir karanlık dolaşıyordu.” diyerek ifade ediyor. Bu iki cümle tüm romanı anlatıyor. Bir tarafta devlet yanlısı açlık yokluk görmemişler, diğer yanda devlete karşı olup sefalet içinde mücadele edenler, öbür tarafta ve en acı olan da karın tokluğuna yaşamaya çalışıp açlık mücadelesi verenler. İşte bu sonunculardan olan Kenan ve Zeynep beni kitabın en çok etkileyen iki ismi oldu. Birbirine olan yakınlıkları, sadakatleri, biri diğerinin yanında değilken bile yine onunla konuşmaya devam etmesi o kadar güzel ve gerçekçi anlatılmıştı ki karakterler sanki kurgu değil de gerçekten içimizde yaşayan insanlardı.
#güncelikeşfet maratonu sayesinde yine nefis bir yazarla tanıştım. Kitap bittiğinde adeta kanım dondu. Bir süre ne yapacağımı bilemez bir şekilde sadece durdum. Durdum ve düşündüm. Bana çok ağır geldi. Bu ağırlığın altında ezildiğimi hissettim. Herkese gönülden tavsiyemdir. Bu romanı okuyun, okutun. Karakterler o kadar gerçek ve aslında o kadar içimizden ki… Doğa o kadar gerçek ve bir o kadar da acımasız ki... Faruk Duman’ın ilginç bir üslubu var. Her karakterin konuşması noktalama işaretleri ile kişiselleştirilmiş. Ayrıca kaybettiğini sandığımız karakterler, aslında bizleri terk etmiyor. Yazarın bulduğu bir yöntemle romanın kurgusuna dahil olmaya devam ediyor. Ben de romana burada veda etmiyorum. Yayımlanmış 2 cildi daha var. #susbarbatus2’de görüşmek üzere.